"Bazı yiğitler, hayatı bir emanet olarak değil; uğruna can verilecek bir yemin olarak yaşar. Hüseyin Coşkun’un destanı, imanın ihanete galip geldiği o an başlar."
---
KAYSERİ’NİN YİĞİT EVLADI: HÜSEYİN COŞKUN
O, 1954 yılının kutlu bir günü, Kayseri’nin Çandır Mahallesinde bu dünyaya gözlerini açtı. Büyüdüğü toprakların yiğitliğini ve misafirperverliğini ruhunda taşıyarak, Kayseri’nin Başparmak Mahallesini kendine yurt edindi. Hüseyin Coşkun; sadece bir eş, sadece bir baba veya sadece bir esnaf değildi. O, ülkü uğruna kendini siper etmiş gençlerin sarsılmaz dayanağı, yol gösteren meşalesi, kısacası Hüseyin Ağabeysisiydi.
Henüz hayatının baharındaydı, bir yuvaya kök salmış, yeni evlenmiş ve kucağına aldığı kız çocuğu ile geleceğe dair umutlar besliyordu. Üç erkek kardeşine de örnek teşkil eden bu mübarek hayat, Yenişehir semtinde işlettiği lastikçi dükkanının tozlu ama onurlu tezgâhında şekilleniyordu. O, sıradan bir hayat yaşarken, omuzlarında koca bir milletin istikbali ve ülkücü gençlerin geleceği yatıyordu.
İHANETİN SESSİZ TUZAĞI
O karanlık gün, 3 Aralık 1979’du. Saatler 18:00’i gösteriyordu. Hüseyin, günün yorgunluğunu geride bırakıp, yeni doğmuş kızına ve eşine kavuşma arzusuyla Başparmak Mahallesi Aşikar Sokağında evine doğru yürüyordu. Adanmışlığın bedelini ödemeye hazır bir yürekle, yuvaya varmak üzereydi.
Evine giden son adımlarını atarken, tam kapıyı açacağı sırada arkasından o zehirli ses duyuldu: “Hüseyin! Bir dakika bekle.”
Bu ses yabancı değildi. Bu hain, onun dükkanına gelmiş, onun ekmeğini yemiş, onun çayını içmişti. Hüseyin, kalbi temiz bir adamın safiyetiyle geri döndü. Şüphe bilmeyen bir kahraman duruşuyla: “Buyur gardaş…” dedi. Bir dostun samimiyetiyle tokalaşmak için elini uzattı.
İşte tam bu an, vatanı satanların kahpeliği ortaya çıktı. O kahpe dölü, dostluk eli yerine silahını uzattı. Vicdanını satan eller tetiğe basarken, alçakça boşalttığı mermiler Hüseyin’in iman dolu, fedakar kalbini hedef aldı.
DOKUZ GÜNLÜK DİRENİŞ VE EBEDİYET
Bu, sadece bir suikast değil, bir ideali susturma girişimiydi. Ancak Hüseyin, düştüğü yerde bile son nefesine kadar ülküye adanmışlığın direnişini gösterdi. Kalbine isabet eden kurşunlarla sarsılmasına rağmen, tam dokuz gün boyunca hayatla, ailesiyle ve davasıyla olan bağını koparmamak için yoğun bakımda kahramanca mücadele etti.
Fakat alçak plan, bir örgütlü kötülüğün eseriydi. Onu şehit eden, TİKKO örgütünün Kayseri Lisesi sorumlusu Çetin Koçak’tı. Hain, suçunu itiraf etmiş ve saldırının önceden planlandığını beyan ederek, bu eylemin sıradan bir husumet değil, ülküye karşı yapılmış bir taarruz olduğunu da gözler önüne sermişti.
Hüseyin Coşkun, dokuz günlük destansı direnişinin sonunda, 12 Aralık 1979 günü Kayseri’de Hakk’a yürüdü. Hayatını milletine adamış bu yiğit, geride yetim bıraktığı evladıyla ve yarım kalan hikayesiyle değil; şehadetiyle, ülkücü gençliğin hafızasına kazınan sarsılmaz bir inanç timsali olarak ölümsüzleşti.
---
"Hüseyin Ağabey, kendisine uzatılan hain eli geri çevirmemekle, dürüstlüğün ve kardeşliğin en büyük bedelini ödemiştir. O kurşunlar, bir cisme değil, imandan yoksunluğa isabet edecekti ki, o gün bugündür milletin kalbinde açtığı yara, destanlaşan kahramanlığının mühürüdür."