"Ölümün gölgesi düştüğünde dahi, bir Bozkurt’un adanmışlığı sadece daha parlak bir yıldıza dönüşür. O, bir destan yazmak için değil, destan olmak için yaşadı."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YAZGISI
Anadolu’nun kadim direniş yuvası olan Gaziantep’in yüreğinden, İslahiye’nin Köznüler Bucağı’ndan fışkıran bir yiğitlikti Muammer Oğuz. O, sadece bir beden değil, Ülkücülüğün sarsılmaz inancını ruhunda özleştirmiş bir meşaleydi. Onu tanıyanların dilinde, o sadece bir insan değil, ölüm korkusunun ne olduğunu bilmeyen, sükûneti ve ağırbaşlılığı cesaretiyle harmanlamış bir Bozkurt’tu. Onun duruşu, savunduğu mücadelenin yılmaz ve ihlaslı bir kalesiydi.
ADANMIŞLIĞIN SESSİZ ERİ
Ham metinler, bir adamın mesleğini bir unvanla kaydederken; Muammer Oğuz, hayatını mesleklerin ötesinde bir yemine adamıştı. Onun hayatının defterinde, makamlar ve unvanlar önemsizdi. Çünkü onun tek mesleği, ülkesine ve davasına adanmışlıktı. O, zorlu yılların ortasında, kuru bir biyografiye sığdırılamayacak kadar derin bir anlam taşıyan, sessizliğin ve kararlılığın timsaliydi.
MÜCADELENİN ATEŞ ÇEMBERİ
1978 yılının o karanlık günleri, Anadolu coğrafyasının en çetin sınavlarıydı. Her köşe başında pusu, her nefeste tehlike kol gezerken; Muammer Oğuz, bu ateş çemberine gönüllü olarak yürüyenlerdendi. O, sakinliği ve vakarıyla, mücadeleden asla geri adım atmayacağını yemin etmiş, zalimliğin karşısında kaya gibi duran bir duruş sergiliyordu.
KADERİN SOFRASI VE SON YEMİN
Takvimler, 12 Aralık 1978 Salı gününü gösteriyordu. Gaziantep toprakları, bir şehidin kanıyla sulanacağını henüz bilmiyordu. İslahiye ilçesine bağlı Köznüler bucağında, sıradan bir lokantanın mütevazı atmosferinde, Muammer Oğuz, can yoldaşı, ülküdaşı Mehmet Ateş ile oturmuş, belki de geleceğe dair umutları paylaşıyordu.
Ancak kaderin o karanlık eli, o masaya uzandı. Komünist militanlar, kalleşliğin en alçakça şekliyle, ani ve acımasız bir pusu kurdu. Sofranın huzuru, bir anda dehşetli bir savaşın sesine dönüştü. Yaylım ateşi başladı. Bu, onurlu bir çarpışma değil, inançlı bir yüreğe karşı yapılmış alçakça bir suikast girişimiydi.
SON NEFES VE EBEDİYETİN BAŞLANGICI
O dehşet anında, Muammer Oğuz’un sükûneti bile düşmanına korku salmış olmalıydı. Kızıl kurşunlar, inandığı davanın fedaisi olan bu yiğit Bozkurt’u hedef aldı. O, düştüğü yerde, geride bıraktığı boşluğa değil, mücadelesinin haklılığına işaret eden kanıyla vatan toprağını mühürledi. Muammer Oğuz, o yaylım ateşi altında şehadet mertebesine yükseldi.
Yanındaki ülküdaşı Mehmet Ateş, aynı hain kurşunlarla ağır yaralanmış olsa da, o lokantanın duvarları, Muammer Oğuz’un fedakârlığını sonsuza dek fısıldayacaktı. 12 Aralık 1978, bir ölüm tarihi değil, Gaziantep’in yiğit evladı Muammer Oğuz’un adının tarihin destan sayfalarına yazıldığı gün oldu. O, bedenini siper ederek, adanmışlığın en yüce örneğini gösterdi.
"Muammer Oğuz, bedenini Gaziantep toprağına emanet etmiş olsa da; onun korkusuz ruhu, zorlu mücadele yıllarının en karanlık gecesinde dahi yol gösteren bir kutup yıldızı olarak parlamaya devam edecektir."