"Bazı insanlar, sadece yaşadıkları günlerle değil, inançları uğruna verdikleri son nefesle de tarihe yazılırlar."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİ: IŞIK VE EMEK
O, takvimlerin 11 Aralık 1978’i gösterdiği o karanlık güne dek, İstanbul’un kalabalık sokaklarında sessiz bir adanmışlık taşıdı. Günay Akdağ. Mesleği bir İşçi olsa da, o sadece beden gücüyle değil, ruhundaki sarsılmaz Ülkü Ocaklı inancıyla vatanına hizmet eden bir neferdi. Onun yuvası Zeytinburnu’nun sıradan bir semtiydi; ancak taşıdığı ideal, bütün coğrafyayı kucaklayacak kadar büyüktü. O, karanlık çağın ortasında, elindeki en büyük sermayesi olan vicdanıyla direnen sade bir kahramandı.
11 ARALIK 1978: KARARAN GÜN, PARLAYAN İNANÇ
1978 kışı, Anadolu topraklarının üzerinde bir ateş çemberi gibi dolaşırken, Günay Akdağ, ideallerinin bedelini ödemeye hazır bir şekilde dik duruyordu. Olay günü, Zeytinburnu’nun kalabalığından uzakta, Mensucat Santral Ortaokulu civarında, sıradan bir kum deposu önünde kaderi onu bekliyordu. Silahların gölgesinde ortaya çıkan üç TİKKO militanı, onu zorla, inancını çalmak üzere alıkoydu.
SON YÜRÜYÜŞ: MEZARLIĞA UZANAN ÇİLE YOLU
Bu bir tutuklama değildi; bu, bir imtihan yolculuğuydu. Silah zoruyla, komünist militanlar tarafından zorla yürütülen Günay Akdağ, Kızıçeşme ve Silivrikapı Ermeni Mezarlığı’nın o soğuk, kadim sessizliğine götürüldü. Sanki tarihin en eski tanıklarının huzurunda, hayatının davası sorgulanacaktı.
Burada, mezarlık duvarlarının gölgesinde, yiğit Ülküdaşımız, inancından vazgeçmesi için acımasızca sorgulandı. Ona sunulan tek seçenek, savunduğu değerleri reddetmekti. Ancak o, işçi kimliğinin arkasına gizlediği devasa irade gücüyle, zulmün karşısında dimdik ayakta kaldı. Sesi titremedi, duruşu eğilmedi. O, komünist militanların şiddet dolu sorularına karşı, yalnızca inancının sessiz ve kırılmaz kalkanını kullandı.
EBEDİYETE MÜHÜR: KAFASINA SIKILAN KURŞUN
Günay Akdağ, o soğuk mezarlıkta yapılan sorguda, hayatının son ve en büyük seçimini yaptı: teslim olmamak. Onun boyun eğmeyen duruşu, cellatlarının çaresizliğini körükledi.
Sorgunun ardından, o karanlık gecenin sonunda, komünist militanlar, inancını yüreğinden söküp alamadıkları o yüce ruhu, en barbar şekilde susturmaya karar verdiler. Günay Akdağ, başından kurşunlanmak suretiyle şehit edildi.
11 Aralık 1978’de, İstanbul’un soğuk bir köşesinde, bir işçi, inancı uğruna verdiği sözü kanıyla mühürledi. Onun bedeni toprağa Ayvalık Mezarlığı’nda emanet edilirken, ruhu, Türk milletinin kahramanlık destanına sarsılmaz bir yıldız olarak yazıldı.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil; ardında kalanlar için sonsuz bir direniş yemini, geleceğe uzanan bir cesaret fermanıdır."