"Ömürler kısadır belki, ama bazı yürekler yaşadığı 19 yıla, bir asrın destanını sığdırır. Onlar, toprak için sadece canlarını değil, geleceklerini de feda edenlerdir."
ADI, YÜREĞİ VE HÜZNÜN BEŞİĞİ
O, daha hayatının baharında, yirmili yaşlara dahi erişememiş bir delikanlıydı. Adı: İSRAFİL ARIKAN. Takvimler 11 Aralık 1978’i gösterdiğinde, Adana’nın fedakar sancağında, Karaisalı’nın Körükülü Köyü’nden yükselen bu yiğit, şahadetiyle bir millete ders verecekti.
Henüz 19 yaşındaydı. Gencecik bir babaydı; evli ve kucağında bir evladı vardı. Hayatın yükü omuzlarına erken çökmüştü. Ailesinin maddi durumu pekiyi olmamasına rağmen, o asla davasından geri durmadı, alın teriyle namuslu bir yaşam sürdü.
SANCAKTA BİR ZENAATKARIN YÜREĞİ
İsrafil Arıkan, bir kağıt parçası üzerinde sadece "Zenaatkar/Oto Tamircisi" yazan mesleğiyle ekmeğini kazanıyordu. Yaşam mücadelesi çetin, kazancı kısıtlıydı; ancak o, tamirci dükkanının tozlu rafları arasında, Türkiye’nin geleceği için yanan bir aşk taşıyordu.
Ülkücü hareket içinde, sadece bir nefer olarak değil, yüreğini koyarak, canla başla çalışıyordu. Onun için dava, sadece ideoloji değil, evladına bırakacağı onur mirasıydı. Ekonomik zorluklar, onun imanını asla zedeleyemedi. O, Adana’nın sert sıcağında, hem çarkları döndüren bir ustaydı hem de ülkü uğruna dövüşen adsız bir kahraman.
KARDEŞLİK VE SON YOLCULUK
11 Aralık 1978 günü, bir vefa borcunu ödemek için yola çıktı. Makam mevki peşinde değildi; derdi, zindanlarda yatan ülküdaşlarının yüzünü görmekti. Kardeşi bildiği Halil Erdoğan ile birlikte, Adana cezaevinin demir kapılarına doğru ilerlediler. Vefanın, adanmışlığın en yüksek mertebesiydi bu ziyaret.
Onlar, sadece ziyaretçi listesine adlarını yazdırmak için sıraya girmeye hazırlanıyorlardı. O an bilmiyorlardı ki, bu sıra, sadece cezaevinin değil, sonsuzluğun da eşiği olacaktı.
O KARANLIK GÜN VE KAHRAMANLIK DESTANI
Cesaretlerinin ve sadakatlerinin bedeli, acımasız bir pusuyla ödendi. İki ülküdaş, cezaevinin önünde, yüzlerce insanın ve güvenliğin timsali jandarmanın gözleri önünde, komünist militanlar tarafından takip ediliyordu.
Sıraya girmeye dahi fırsat bulamadılar. Hain kurşunlar, karanlık bir gölge gibi üzerlerine çöktü. Çapraz ateş altında kaldılar. Yüzlerce tanığın şaşkın bakışları arasında, İsrafil Arıkan ve ülküdaşı Halil Erdoğan, hain bir saldırının hedefi oldu. Bu, sadece bir cinayet değil, milletin vicdanına sıkılan bir kurşundu. İki kahraman, fedakarlıklarının vefa durağında, sarsılmaz bir duruş sergileyerek şehadete yürüdüler.
Saldırganlar, kahpeliklerinin ardından kaçıp gittiler. Ama o meydanda, 19 yaşındaki bir babanın, bir tamircinin, bir adanmışın kanı kaldı. Adana toprağı, o gün bir asrın bedelini ödeyen en genç şehitlerinden birini kucakladı.
EBEDİ UYKU
İsrafil Arıkan’ın cansız bedeni, doğduğu toprağa, Adana-Karaisalı’nın Körüklü Köyü mezarlığına getirildi. Maddi durumu iyi olmasa da, adı ve şehadeti, Türk tarihinin en zengin destanlarından birine altın harflerle yazıldı.
O, 19 yaşında evladını yetim bıraktı; ancak uğruna öldüğü ülkü, milyonlarca evlada miras kaldı.
"Unutmayın; en büyük serveti, alın terinden kazananlar değil, idealleri uğruna ölümü seçenler miras bırakır. İsrafil Arıkan, bu toprakların yeminidir."