"Bazı ruhlar, fani ömrü değil, uğruna yandıkları davanın ateşini yaşar."
KÖK SALDIĞI TOPRAK VE ALIN YAZISI
Adı Nuri’ydi. Memleketi olan Uşak’ın bağrında, henüz 15 yıllık kısa bir ömür sürmüştü. O, sadece bir çocuk değil, aynı zamanda babasının, yani MHP Uşak Merkez İlçe Başkanı İsmail Bahadır’ın ocağında büyüyen, ülkü davasının sessiz bir neferiydi. Nuri Bahadır’ın genç yaşı, o dönemin çelikten fırtınasına denk gelmiş, hayatını bir kahramanlık manifestosunun ilk satırına dönüştürmüştü.
OCAĞIN HEDEF ALINDIĞI O KARANLIK GÜN
Takvimler 11 ARALIK 1979’u gösterirken, Uşak üzerindeki karanlık gölge giderek ağırlaştı. Babasının siyasi duruşu, İlçe Başkanlığı görevi, evi bir fikir kalesi haline getirmişti. Ancak düşman, bu kaleye açıkça saldırmak yerine, gece karanlığını ve hainliği seçti. Devrimci solcu-komünist militanlar, bu duruşun sembolü olan Başkanımızın evini hedef alarak, bir bomba fırlattılar.
15 YAŞINDAKİ MUKAVEMET
Patlama anı, sadece duvarları değil, bir ailenin kaderini de yerle bir etti. O feci ses yankılandığında, Nuri Bahadır, daha hayatının baharında, o şiddetli infilakın tam ortasında kaldı. Olgular kuru bir dille, genç ülküdaşımızın ağır yaralandığını söylese de, bu yaranın altında yatan gerçek, 15 yaşında bir yüreğin inandığı değerler uğruna evinin tehlikesi karşısında gösterdiği eşsiz duruştu. Vücudu parçalandı, ancak ruhu dimdik ayaktaydı.
ŞEHADETİN ULU NEHRİ
Hastaneye kaldırıldı. Doktorlar, o gencecik bedeni hayata döndürmek için ne kadar çabaladılarsa da, 11 ARALIK 1979 tarihinin o kanlı izi silinemedi. Nuri Bahadır, tüm çabalara rağmen hayata tutunamadı. Henüz 15 yaşındayken, davasının ve ailesinin onurunu koruma ateşinde ağır yaralanarak, ismini Uşak’ın şehitler listesine destansı bir harfle yazdırdı. O, vatanına adanmışlığın yaşla sınırlı olmadığını, en taze fidanın bile gerektiğinde bir çınar gibi duracağını kanıtladı.
SÖNMEYEN MİRAS VE VEDA
Nuri’nin fedakarlığı, ailesi için ağır bir yük ve bir miras oldu. Oğlu vatan toprağına düşerken, babası İsmail Bahadır’ın mücadelesi bitmemişti. Aradan sadece kısa bir süre geçtikten sonra, 1 Nisan 1980’de, Nuri’nin babası da aynı karanlık eller tarafından şehit edildi. Baba ve oğul Bahadır, Uşak’ta yanan bu ateşte, ülkücü hareketin bedel ödeme kararlılığının ölümsüz bir örneği olarak tarihe geçti.
"Uşak semalarında yankılanan o son ses, 15 yaşındaki bir fidanın destansı yeminidir: Vatana adanmışlık, yaşla değil, yürekle ölçülür."