"Bazı ruhlar, vatanın demirini döverken kendi kalplerini de eriten bir ustalıkla yaşar. Onların fedakârlığı, ateşin gölgesinde değil, tarihin alnında parlar."
ANADOLU'NUN ÇİLEKEŞ EVLADI
Hüseyin Gönen… O, ne saraylarda doğmuştu ne de yüksek mevkilerin sahibiydi. O, memleketin ta kendisiydi. Kırşehir’in Akpınar ilçesinin Selimağa Çiftlik Köyü’nden çıkıp gelmiş, toprağın ve zanaatın asaletini ruhunda taşıyan bir demirci ustasıydı. Ömrünün baharında, 31 yaşında, bir yuva kurmuştu; evliydi ve gözünün nuru olan tek bir çocuğu vardı. Ankara’nın Türközü Aşıkpaşa Mahallesi’nde, yani hayatın tam ortasında, elinin emeğiyle geçinirken, aynı zamanda ülkü denen mukaddes davanın da yılmaz bir neferiydi. O, kalbi vatan sevgisiyle yanan, mütevazı ancak dimdik bir Anadolu kahramanıydı.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Hüseyin Gönen, sadece bir meslek erbabı değildi; o, Ülkü Ocakları üyesi olarak, 1978 yılının o çetin ve karanlık günlerinde, inandığı değerler uğruna cepheye çıkmayı seçmişti. Biliyordu ki, duruşu net olanların gölgesi uzar ve bu gölge, karanlık güçler için rahatsız edici bir hedef haline gelir. Bu yüzden, sinesinde taşıdığı bayrak sevgisi nedeniyle Komünistlerin en büyük hedeflerinden biri olarak adledilmişti. O, tehdidi biliyor, tehlikeyi tanıyordu; fakat ailesinin güvencesi yerine, milletinin geleceğine adanmışlığı seçti.
O KARANLIK ÖĞLEDEN SONRA
Takvimler 10 Aralık 1978’i gösterdiğinde, Ankara o gün, büyük bir vedaya hazırlanıyordu. Hüseyin Gönen, günün telaşı içinde, ülküdaşı Kemal Demir ile buluştu. Saatler 17.45’i gösterirken, yani alacakaranlığın çökmeye başladığı, herkesin evine huzurla dönmeyi düşlediği o anlarda, Hüseyin Usta işyerine doğru yola koyulmuştu. Ancak onun yolu, demirhaneye değil, şehadet makamına çıkıyordu.
ÇELİK VE ATEŞLE SINAANMA
İşte o an, pusunun karanlık yüzü belirdi. Dört komünist militan, barışın ve emeğin temsilcisi olan demirci ustasının yolunu kesti. Silah zoruyla, insanlık onuruna yakışmayacak şekilde sorguya çekildiler. Bu an, yalnızca bir tehdit değil, Hüseyin Gönen’in inancını son kez sınayan bir ateşti. O sorguda, o baskı altında, Ülkücü ruhun ne çelik gibi eğilmez olduğunu, ne de ateş gibi sönmez olduğunu göstermiş olmalıydı. Hüseyin Usta, can pazarına düşse de, davasını satmadı, yoldaşını yalnız bırakmadı. Cesaretin ve kararlılığın destansı bir örneği olarak, militanların karşısında başları dik durdular.
SON NEFES, EBEDİ NİDA
Sorgudan netice alamayan karanlık eller, en zalim kararı verdi. Hüseyin Gönen ve kader ortağı, ülküdaşı Kemal Demir, o soğuk Ankara akşamında, birlikte kurşuna dizilerek şehit edildiler. Hayatını emeğiyle kazanan, evine helal lokma götüren demirci, artık ebediyete göçmüştü. O kurşunlar sadece bir bedeni düşürdü; ama 31 yıllık kısa ömrüne sığdırdığı iman ve adanmışlık, Ankara semalarında yankılanan, nesilden nesile aktarılacak bir destan, bir kahramanlık nidâsı oldu.
"O, sadece düşen bir kahraman değil, uğruna can verdiği davanın sönmeyen ateşi, Ankara’nın ayazında donmayan yiğit ruhuydu."