"Bazı ruhlar vardır ki, teslim olmak yerine, son mermisine kadar vatanın namusunu omuzlar."
ANADOLU'NUN YÜREĞİNDEN KOPAN SES
Karanlık günlerin çalkantılı rüzgârında, Burdur'un Bucak ilçesinden Anadolu topraklarına filizlenen bir yiğitti o. Adı Ali Özer. O, sadece bir birey değil, memleketinin geleceğine adanmış ülkücü bir ruhun yaşayan sembolüydü. Mücadelesini hayatının her anına taşıyan bu kahraman, görev aşkıyla Antalya'nın Serik ilçesine uzanmış, oradaki Tekel Şube Müdürlüğü görevini üstlenmişti.
SERİK'TE KURULAN YENİ BİR OCAK
Ali Özer, göreve başladığı günden itibaren makamının dört duvarından çok daha ötesine geçti. Kısa sürede Serik halkı ile gönül bağları kurdu, kaynaştı. Onun duruşu, idealist kimliği ve dürüstlüğü, ülküdaşları arasında büyük bir sevgi ve saygı uyandırdı. O, sadece idareci değil, aynı zamanda Serik'te ülkücülük mücadelesinin en sağlam direklerinden biri olarak tanındı.
Ancak görev yeri, ilçe dışında, zorlu bir alandaydı. Ali Özer, bu göreve tayin edilmeden hemen önce, bu kutsal mekânın komünist militanlarca soyulmuş olduğunu biliyordu. Bu bilgi, onun için sıradan bir idari görev değil; tehlikeye karşı kararlılıkla durulması gereken bir cephe anlamına geliyordu. O, ateşi bilerek bu alana yürümüş, fedakârlığı daha ilk günden kabul etmişti.
KARANLIĞIN ÇÖKTÜĞÜ O GÜN: 10 ARALIK 1979
Tarih 10 Aralık 1979'u gösterdiğinde, Ali Özer'in adanmışlığı son ve en büyük sınavını verdi. O gün, daha önce yağma yapan aynı karanlık gölge, bir kez daha binanın etrafını sardı. Dört komünist militan, silahlarıyla binayı kuşatmıştı. Bu, sadece bir hırsızlık girişimi değil, Ali Özer'in temsil ettiği değerlere ve devlete karşı yapılan alçakça bir saldırıydı.
İçerideki memurlardan biri, dışarıdaki silahlı tehdidi fark etti. Çığlık gibi yankılanan ikazı, bir anlık nefes alma fırsatıydı. Saldırganların iki tanesi, ellerinde ölümcül silahlarla binanın kalbine, şube müdürüne doğru yöneldi.
SON KURŞUN, SON NEFES
İşte o an, sıradan bir müdür, destansı bir kahramana dönüştü. Ali Özer, geri çekilmedi. O, makamını, çalışanlarını ve temsil ettiği devleti savunmak zorundaydı. Bütün ağırlığıyla bu sorumluluğu sırtladı. Ruhsatlı silahını çekerek, caniler sürüsünü durdurmak için son direnişi başlattı.
Komünist militanlar, korkakça, değişik yönlerden yaylım ateşi açtılar. Ali Özer, bedenine isabet eden kurşunlarla sarsıldı, yaralandı. Ama iradesi çelikten yapılmıştı; aldığı ağır yaralara rağmen mücadele etmeye, o karanlığa karşı koymaya devam etti. O, sarsılmaz bir kale gibi ayakta durmayı seçti.
KANLA MÜHÜRLENEN HUDUT
Ne yazık ki, hain kurşunların ağırlığı çok fazlaydı. Ali Özer, görev başında, savunduğu binanın hemen önünde, aldığı ağır yaralar sebebiyle şehadete yürüdü. O, sadece hayatını kaybetmedi; makamının ve mesai arkadaşlarının namusunu, en yüksek fedakârlık bedeliyle kurtardı. Olay yerinde şehit düşerken, ardında sadece bir hüzün değil, destanlara sığmayacak bir cesaret mirası bıraktı. 10 Aralık 1979, Ali Özer'in sıradan bir tarihten, sonsuz bir kahramanlık mührüne dönüştüğü gündür.
"Ali Özer’in düştüğü yer, sıradan bir zemin değil; vatanın düşmandan temizlendiği, kanla mühürlenmiş kutsal bir huduttur."