"Bazı insanlar ömürlerini uzatmak için yaşar; bazıları ise davasını ölümsüz kılmak için 17 yaşında şehit olur."
KİMLİĞİ VE İLK ADIM
O, sadece bir isim değildi; o, adanmışlığın en saf haliydi: HAMZA GÜNDOĞMUŞ. Kayıtlar, onun yaşamının henüz baharında, 17 yaşındayken sonlandığını gösteriyor. Henüz bir lise öğrencisiydi, yüreğinde taşıdığı iman ve ideallerle İmam Hatip Lisesi sıralarında geleceği inşa etmeye çalışan bir genç. Doğduğu yer, destanının gölgesinde kalmış olsa da, durduğu yer, onun kim olduğunu sonsuza dek haykırmaktadır. O, mesleği ‘ÖĞRENCİ’ olan, ancak ruhu bir fedaiye dönüşmüş bir kahramandı.
ADANMIŞLIĞIN YÜKSEK SESİ
Takvimler, ülkenin zorlu bir kavganın ortasında olduğu 1977 yılını gösteriyordu. İşte tam bu karmaşanın ortasında, genç Hamza, duruşuyla, inancıyla ve cesaretiyle bir Ülkücü Şehit olarak tarihe yazılacak kararı vermişti. O, sadece ders kitaplarıyla değil, aynı zamanda memleketinin geleceğiyle ilgili derin bir sorumluluk duygusuyla yaşıyordu. 17 yaş, korkmak için bir bahane olabilirken, Hamza için bu, inandığı değerler uğruna ileri atılmak için en uygun zamandı.
ANKARA: KARARIN COĞRAFYASI
Kaderin ağı, 10 ARALIK 1977 tarihinde, Ankara’nın puslu sokaklarında örüldü. Şehrin kalbinde, Hamamönü Semti’nde, Hacettepe Hastanesi bahçesi bir sessizlik anıtına dönüşmek üzereydi. Şehitliğe giden bu son yolculuk, Tacettin Cami’nin hemen yanı başında son bulacaktı. Cami’nin manevi gölgesi, Hamza’nın son duruşuna şahitlik edecekti.
SESSİZLİĞİN ZAFERİ
O KARANLIK GÜN’ün detayları, ne yazık ki, zamanın sisleri arasında kaybolmuştur. Hamza, son anlarında hangi baskıyla, hangi tehditle yüzleşti? Hangi karanlık eller, gencecik bir hayatı söndürmeye cüret etti? Bunu bilmiyoruz. Ancak bir kahramanın en büyük sınavı, tam da bu bilinmezliğin ortasına cesaretle yürümesidir. O, inancını satmadı, duruşundan vazgeçmedi ve geri adım atmadı.
Düşmanın gaddarlığı, bu teslim alınamayan ruh karşısında şiddetin en zalim biçimine başvurdu. Tacettin Cami’nin yanı başında, 17 yaşındaki Hamza Gündoğmuş’un boğazı kesilerek şehit edildi. Bu vahşi eylem, onun sesini kısmak, davasını susturmak içindi; fakat onlar bilmiyorlardı ki, kesilen her nefes, sadece bir bedeni durdurur, bir ideali sonsuzluğa taşır. Hamza, canını feda ederek, 10 Aralık’ın soğuk Ankara sabahında, adını ebediyete kazıdı. O, yaşamının en kısa döneminde, milletinin hafızasına silinmez bir kahramanlık mührü vurdu.
"17 yaş, bir destan yazmak için çok erken sayılır, ama o, hayatının kısa bölümünü tarihin en parlak sayfasına kanıyla imzaladı ve artık o, sadece bir şehit değil, nesillere ilham veren bir yemin, bir dert ortağıdır."