"Bazı ruhlar, alın terini vatana adar ve düşenin değil, dik duranın bayrağını taşır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YUVASI
O, Adana’nın sıcak kucağında doğdu; toprağına, milletine ve değerlerine bağlılığın sembolü olmaya daha en baştan yazılmıştı. Cevdet Pınar. Bu isim, sadece bir kimlik değil, ‘Türk Milliyetçisi Ülkücü’ duruşunun, sarsılmaz bir imanın vücut bulmuş haliydi. O, milletinin inancını yüreğinde taşıyan, hayatını bu davanın hizmetine adamış bir kahramandı.
ALIN TERİ VE YEMİNİ
Cevdet Pınar, eline silah alarak değil, alın teri dökerek mücadele edenlerdendi. O, Güney Sanayi Fabrikası’nın çarkları arasında, demirin ve emeğin kutsal sayıldığı bir hayat sürdü. Mesleği işçiydi; bu, onun için sadece bir geçim yolu değil, vatanın kalkınmasına katkıda bulunma yeminiydi. Emek saflarında, TEKSİF Sendikası çatısı altında yer alışı, onun yalnızca haklarına değil, aynı zamanda işçi sınıfının haysiyetine de sahip çıktığının en güçlü kanıtıydı. O, sıradan bir işçi değil, fabrikanın ortasında bile davasının neferliğini sürdüren, bayrağına sadık bir yiğitti.
13 TEMMUZ 1979: KARANLIĞIN ÜZERİNE YÜRÜYÜŞ
Yıl 1979. Ülkenin üzerine kara bir gölge düşmüş, sokaklar kin ve ideolojik nefretle bölünmüştü. Takvimler 13 Temmuz’u gösterdiğinde, Cevdet Pınar, Adana’nın Şakir Paşa Mahallesi’nde hayatının en kritik anıyla yüzleşti. O an, bir işçinin sırtındaki gömlek, bir adanmışlık zırhına dönüştü.
Bu memleketin mayasına düşman olan, devrimci solcu-komünist militanlar, pusu kurarak, silahsız ve sarsılmaz bir iradenin üzerine yürüdüler. Cevdet Pınar’ın duruşu, o mahallede teslimiyeti reddeden son kale gibiydi. O, geri adım atmadı, eğilmedi.
Ham metin, o anların dehşetini kelimelere sığdırmaz; bize sadece sonucu bildirir. Ancak bilinen şudur ki; o, tehlikenin büyüklüğüne rağmen tereddüt etmedi. Cevdet Pınar’ın şehadete yürüdüğü o son adımı, bir korkunun değil, kahramanca bir kararlılığın neticesiydi.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Kalleşçe bir silahlı saldırı, onun hayat bağını o an, o yerde kopardı. Cevdet Pınar, canını, inandığı değerler uğruna feda etti. Olay yerinde şehit düştü.
Ancak bu düşüş, bir son değildi. Bu, bir işçinin, bir millet sevdalısının adını ebediyete yazan bir mühürdü. Cevdet Pınar, Adana’nın toprağını, alın terinin yanı sıra, en kutsal bedel olan kanıyla da suladı. O, emeğini bu ülkeye adamış bir işçi olarak yaşadı ve davasının bedelini ödeyen, ölümsüz bir şehit olarak sonsuzluğa erişti.
"Cevdet Pınar, fabrikadan aldığı helal nasibi, vatanın en kutsal davasına adadı; çünkü o, sadece bir işçi değil, toprağın mayasıydı."