"Bazı hayatlar, bir coğrafyanın kaderine atılan onurlu bir imza gibidir. Ali Rıza Mutluoğlu’nun son adımı, karanlığa karşı dikilen bir bayrak oldu."
ADANANIN YÜREĞİNDEKİ SESSİZ YEMİN
O, cephede kılıç sallayan bir nefer değil, hayatın tam ortasında, alın teriyle direnen bir zenaatkârdı. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Ali Rıza Mutluoğlu, Adana’nın sıcak topraklarında doğmuş, Kanalköprü Mahallesini kendine yurt bilmişti. Rızkını terzilik yaparak, iğneyle ipliği birleştirerek kazanıyordu; ancak onun duruşu, sadece kumaşları değil, idealleri de sağlamlaştıran bir usta işiydi.
O, sıradan bir esnaf olmanın ötesinde, inandığı değerler uğruna MHP saflarında kararlıca duran bir dava adamıydı. Hayatını dürüst emeğe ve millete adayan Ali Rıza Mutluoğlu, sükunetiyle direnen, varlığıyla bir kale olan bir kahramandı.
EKMEK TEKNESİ VE KAHRAMANLIK DURUŞU
1980 yılının karanlık ve gergin günlerinde, mesleği olan terzilik, sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda hayata tutunduğu bir mevziydi. O, iğnesini kumaşa her vuruşunda, davasına olan sadakatini yineliyordu. Biliyordu ki, o dönemin Adanasında, bir Ülkücünün varlığı, kin ve nefretin hedefindeydi. Ancak o, korkuya boyun eğmedi, ekmek teknesinden, dükkanından vazgeçmedi. Zira bir kahraman için geri çekilmek, ruhunu kaybetmek demekti.
24 MAYIS 1980: SON VE VAZGEÇMEYEN ADIM
O sabah, 24 Mayıs 1980’de, Ali Rıza Mutluoğlu, her zamanki gibi dükkanına doğru yola çıktı. Bu, basit bir yürüyüş değildi; fedakârlık ateşine doğru atılan kararlı bir adımdı. Ancak peşinde, sadece gölgesi değil, kinle ve nefretle bilenmiş, ağızlarında cinayet şehvetiyle akan salyalarla dolmuş üç karanlık ruh vardı: Ülküdaşını katletme planı yapmış devrimci solcu-komünist güruh.
Onlar, yüzleşmeye cesaret edemeyen, pusu kurmayı erdem sayan gölgelerdi. Ali Rıza Mutluoğlu ise yüzü aydınlığa dönük, dürüst ve meydan okuyan bir yürekti.
DÜKKANIN EŞİĞİNDE YAZILAN DESTAN
Kahramanımız, rızkını kazanacağı, emeğiyle var olacağı terzi dükkanının kapısına ulaştı. Orası, onun sığınağı, onun namusuydu. Tam anahtarını deliğe sokup, yeni bir güne başlamak üzereyken, peşindeki o salyalı köpekler, alçakça bir saldırıyla harekete geçti.
Doğrudan karşıya çıkmaya cesaret edemeyen, mertlikten uzak o üç hain, dükkanı tam açacakken, onu sırtından kurşunladılar. Bu kurşunlar, sadece bir bedeni yere sermedi; bu, emeğe, dürüstlüğe ve inanca sıkılmış bir kurşundu. Ali Rıza Mutluoğlu, 24 Mayıs 1980 tarihinde, hayatını vakfettiği değerler uğruna, ekmek teknesinin eşiğinde, hain bir pusu sonucu şehitlik mertebesine yükseldi.
Bu destan; dürüstlüğün, karanlığın karşısında ne kadar savunmasız kaldığını değil, karanlığın, dürüstlüğü ancak kalleşlikle susturabileceğini gösteren ebedi bir anıt oldu.
"Şehit Ali Rıza Mutluoğlu’nun ruhu, açmaya çalıştığı dükkanın kapısında, Anadolu’nun vicdanına kilitlendi; o kilit, cesaret ve adanmışlığın sonsuz mührüdür."