"Bazı hayatlar bir inancın kalesi olur. Enver, sırtında taşıdığı yükün büyüklüğüyle değil, adanmışlığının ateşiyle anılacaktır."
---
VURULAN YÜREĞİN KİMLİĞİ
Artvin'in toprakları, Tütüncü Köyü’nün kadim kokusunu taşıyan bir yiğit yetiştirmişti: Enver Yavuzdemir. O, ne saraylarda büyümüş ne de kulelerde yaşamıştı. Tam aksine, bu vatanın en has evladı, Artvin’in Orta Mahallesi’nde, 29 yıllık ömrünü namuslu bir alın teriyle dokuyordu. O sadece bir mahalle sakini değildi; o, üç evladına yuva kurmuş bir baba ve hayat arkadaşına destek olan bir eşti. O, sıradan bir hayatın kutsallığını omuzlarında taşıyan bir kahramandı.
VİCDANIN ŞOFÖRÜ: MÜCADELEYE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Ekmeğini şoförlüğün zorlu yollarından kazanan Enver, direksiyon sallarken sadece yük değil, büyük bir ülkü de taşıyordu. Onun hayatı, sadece tekerlerin döndüğü yollarla sınırlı değildi; kalbi, Ülkücü mücadelenin sarsılmaz inancıyla çarpıyordu. Evinin direği ve çocuklarının umudu olmasına rağmen, içinde yanan ideal ateşi onu karanlık çağın zorlu kavgalarına sürüklemişti. O, ailesi için yaşarken, aynı zamanda milleti için de nefes alan, çift yönlü bir adanmışlık yemini etmişti.
O SON YÜRÜYÜŞ VE SİNSİ PUSU
Takvimler 09 Aralık 1979’u gösteriyordu. Soğuk Artvin akşamının ağır bastığı o gün, Enver Yavuzdemir, bir arkadaşıyla birlikte evine, yuvasına doğru yürümenin huzurunu yaşıyordu. Bilmiyordu ki, yürüdüğü yol, kahramanlık destanının son perdesine açılıyordu. Hainlik, tam da bu anda, Orta Mahalle’nin gölgelerinden çıktı. Bir grup, ideallere ve vatana düşman, devrimci-komünist güruh, Enver’in önünü kesti.
Önce sözlü tehditlerin, çirkin sopaların gölgesi düştü üzerine. Ancak Enver’in duruşu, tehditlerin gücünü kıracak kadar vakurdu.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ VE YILMAYAN RUH
Enver, inancını satmayı reddedince, karanlık yüzler şiddete başvurdu. Ellerini bağladılar. Bu, sadece fiziki bir kısıtlama değildi; bu, onun sesini ve mücadelesini susturma girişimiydi. Onu, Artvin’in Dere Mahallesi’ndeki tenha bir yere, zalim bir sessizliğe doğru sürüklediler. Orada, soğuk taşların üzerinde, insanlık dışı bir işkence başladı.
Enver, bedeni lime lime edilirken dahi, ruhundaki teslim olmamışlık sancağını dimdik tutuyordu. Belli ki, işkencecilerinin zalimliği, onun çelikleşmiş iradesini kırmaya yetmemişti. Onlar, Enver’den vazgeçmesini, inancını inkar etmesini istediler. Ama nafile. Bir idealist için bedel, bazen canından fazlasıdır.
Sonunda, alçaklığın perdesi tamamen indi. Yetmemişti onlara. Acizliğin son çığlığı olarak, kahraman Enver’in kafasına ve vücuduna kurşun sıktılar. Sadece 29 yaşındayken, Artvin’in bağrında, inandığı değerler uğruna son nefesini verdi ve vatanın bağrına bir yemin gibi şehit düştü. O, canını feda ederek, davasının ölümsüz olduğunu ispatladı.
---
"Enver Yavuzdemir artık ne Artvin’de, ne de 29 yaşındadır. O, uğruna can verdiği milletin kalbinde, zamansız bir yemin ve sönmeyen bir yıldız olarak yaşamaktadır."