"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir davanın bedeli olarak ödenir. Ve o bedel, en sevdiklerinle başlar."
---
BİR ADANMIŞLIĞIN PORTRESİ
Hüseyin Güngör, Ankara Ulubey’in kalbinde, 44 yıllık vakur ömrünü dürüstlüğün ve çalışkanlığın timsali olarak yaşarken, sadece bir esnaf değildi. Onun tuhafiye dükkanı, o çalkantılı yıllarda, sadece kumaşların ve iplerin satıldığı bir yer değil; aynı zamanda millî duruşun ve Ülkücü hareketin maddi ve manevi olarak desteklendiği bir siperdi. MHP üyesi olarak taşıdığı inanç, onu, o karanlık günlerdeki baskıcı ve tehditkâr ideolojilerin hedef tahtasına yerleştirmişti. Hüseyin Güngör, evli ve çocuklu bir baba olarak, ailesini korumak zorundaydı, ancak o, davasından asla geri adım atmadı. Bu kararlılığı, düşmanlarının gözünde onu boy hedefi haline getirdi.
BİR BABANIN EN BÜYÜK SINAVI
Fedakârlığın en ağır bedeli, kahramanımızın kapısını ilk olarak kendi canından vurdu. Ankara'nın hain rüzgârları eserken, henüz ortaokul çağındaki oğlu Sedat Güngör, 4 Aralık 1979 tarihinde komünist katillerin kalleş kurşunlarına hedef oldu ve şehitlik mertebesine ulaştı. Bir babanın oğlunun ardından, tehditler altında davasına devam etmesi, sıradan bir cesaret değil; inancın verdiği destansı bir kararlılıktır. Hüseyin Güngör, ailesi ile birlikte baskı ve tehdit altında yaşamaya devam etti; zira oğlunun uğruna düştüğü yol, onun için artık geri dönülmez bir yemin olmuştu.
İHANETİN VURDUĞU AN VE EŞİNİN DESTANSI DİRENİŞİ
21 Şubat 1980 günü, saatler 10.00’ı gösterdiğinde, bu adanmışlığın bedeli ödenmeye başlandı. Bir komünist militan, dükkanın kutsallığını bozarak, müşteri kılığına girip alçakça saldırıyı gerçekleştirdi. Hüseyin Güngör, kendi hayatını idame ettirdiği o mübarek mekânda, namussuz bir kurşunla ağır yaralandı.
Ancak o an, kahramanlık sadece düşenin değil, yanında duranın da kaderiydi. Ülküdaşımızın hanımı, saldırganı anında yakalayıp adalete teslim etme gayreti gösterdi. Bu, bir eşin kocasının düşüşüne verdiği, içgüdüsel ve korkusuz bir tepkiydi. Ne var ki, dışarıda bekleyen diğer militanların açtığı yaylım ateşi karşısında, kahraman kadın o alçağı bırakmak zorunda kaldı. O an, bir kahramanlık ateşi, bir fedakârlık yeminine dönüşmüştü.
ZAMANA YAYILAN ŞEHADET
Hüseyin Güngör, aldığı yara neticesinde omurgaları kırılmış ve mermi çekirdeği omuriliğini zedelemişti. Bu hain saldırının ardından bedeni felçli kalsa da, ruhu asla eğilmedi. O, ölümden kaçmadı; ölüme yayıldı. İki yıl boyunca, yarasına karşı sessiz ve ağır bir mücadele verdi.
O, hemen düşmedi; bir sembol olarak dimdik durdu. Ancak vücudu, aldığı yaranın derin izlerine daha fazla dayanamadı. Mermi yarasına bağlı olarak meydana gelen böbrek yetmezliği, onun son nefesi oldu. 9 Aralık 1981 tarihinde, o uzun ve zorlu direnişin sonunda, Hüseyin Güngör şehitlik mertebesine ulaştı.
O, sadece bir kurban değildi; o, hem evladını hem de kendi sağlığını inancına adayan, Ankaralı bir babaydı. Bu büyük kahraman, Karşıyaka Mezarlığı'nda, oğlu Sedat’ın ruhuyla birlikte ebedi huzura kavuştu.
---
"Onlar sadece birer isim değildi; onlar, bir babanın ve oğlunun, inançları uğruna ödediği, zamana yayılan destansı bir bedelin ebedi imzasıdır."