"Bazı ruhlar vardır ki, en karanlık çağlarda bile adanmışlığın feneri olarak yanar. Mustafa Özdemir’in hikayesi, böylesi bir fenerin hiç sönmeyeceğini gösteren destandır."
KİMLİK VE İDEALLERİN KUTSAL YEMİNİ
O, sadece bir isim değildi; bir davanın temeli, yürekten kopan bir yemin sesiydi. GAZİANTEP’in sarp coğrafyasında, ISLAHİYE İLÇESİ’nde başlayan hayat yolculuğu, kısa zamanda ulvi bir misyona dönüştü. Mustafa Özdemir, sadece bir ülkücü değil, o dönemin çelikten iradesi olan Ülkücü Teknik Elamanlar Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Bu, sıradan bir görev değil, memleketin geleceğine adanmışlığın nişanıydı.
VAZGEÇİLMEYEN GÖREV YERİ
Hayatın yüklediği sorumluluklar onu, idealist kimliğinin yanında, bir bankada memur olarak çalışmaya zorladı. Bir yanda evinin direği (evliydi), diğer yanda milletinin geleceğine olan sarsılmaz inancı vardı. İşinin gereği olarak, memleketinden uzakta, Ege’nin kalbi İZMİR’in ÖDEMİŞ ilçesinde bulunuyordu. Soğuk bir memur masasında otursa da, ruhu daima büyük mücadele ateşinde yanıyordu. O, sadece hesap defterlerini değil, aynı zamanda ülkenin geleceğini de tutuyordu ellerinde.
07 ARALIK 1979: KARANLIĞIN EN SOĞUK GÜNÜ
Takvimler 07 ARALIK 1979’u gösterdiğinde, hava soğuktu, fakat ülkeyi saran tehdidin gölgesi çok daha buz gibiydi. Mustafa Özdemir, her zamanki görev yerindeydi; bir bankanın güven veren duvarları arasında. Ne yazık ki, o gün banka, bir masumun alın yazısının yazılacağı son sahneye dönüşecekti.
KIRMIZI ARABAYLA GELEN ZULÜM
Gözü dönmüş komünist militanlar, kana bulanacak bir eylemin işareti olan kırmızı bir Ford marka arabayla çıkageldi. Baskın aniden, pervasızca gerçekleşti. Bankanın kapısı açıldığında, sadece para değil, o dönemin hainliği ve nefreti içeri sızmıştı. O an, mesleğini yapan bir memurun değil, bir ülkü devi olan Mustafa’nın hedef alındığı anlaşıldı.
ONLARCA ŞAHİDİN ÖNÜNDEKİ SON DİRENİŞ
O korkunç anlarda, mekanın içindeki onlarca kişinin gözü, bu dehşete kilitlenmişti. Milletin vicdanı, bir banka salonunda test ediliyordu. Militanlar, gözlerini bile kırpmadan, Mustafa’ya kurşun yağdırdı. O, savunmasızdı belki, fakat duruşunda öyle bir cesaret vardı ki, bu alçak saldırı dahi onun ruhunu eğemedi.
BİR MİLLETİN KALBİNE DÜŞEN ŞEHADET
Aldığı kurşun yaraları ağırdı; Mustafa Özdemir orada, yüzlerce şahidin önünde, inandığı değerler uğruna son nefesini verdi ve ŞEHİT oldu. O sadece bir banka memuru değildi; o, 1979 yılının o karanlık gününde, zulme karşı duruşun en somut ve en acı örneğiydi. Evini, ocağını, tüm sevdiklerini geride bırakarak, adanmışlığın en yüce mertebesine yükseldi.
"O, sadece bir kurşun yarasıyla düşmedi; arkasında, adanmışlığın ve cesaretin, tarih boyunca yankılanacak sönmez bir meşalesini bıraktı."