"Vatanın göğsünde parlayan her bayrak, uğruna can verilen bir yemindir."
MARDİN’DEN YÜKSELEN İMANIN SESİ
07 ARALIK 1979, Mardin’in Derik ilçesi… Bu topraklar, sadece BAHATTİN EKDELEN’in doğduğu yer değil, aynı zamanda onun ruhuna sızan çetin ve onurlu duruşun da beşiğiydi. O, basit bir ESNAF kimliğinin ardında, davasına adanmış bir ülkücü yüreği taşıyordu. Evini, dört küçük fidanın kahkahasıyla doldurmuş, kutsal babalık vazifesini yerine getiriyordu. Fakat Bahattin Ekdelen’in en büyük akrabalığı, kan bağının ötesinde, inanç bağıydı: O, Mardin MHP İl Başkanı Şehit Ata Pehlivanoğlu’nun yeğeniydi. Bu soy, sadece bir aile mirası değil, aynı zamanda zorlu bir direniş yeminiydi.
ALINDAKİ NİŞAN: TEHLİKEYE ASILAN BAYRAK
Bahattin Ekdelen’in mesleği taksi şoförlüğüydü. Ancak onun taksisi sadece yolcu taşıyan bir araç değil, Mardin sokaklarında dalgalanan bir manifesto, bir onur kalesiydi. Karanlığın ve bölücülüğün kol gezdiği günlerde, o, arabasının camına, ruhunun timsali olan al bayrağı, direnişin sancağı gibi mühürledi. O bayrak, sadece kumaştan bir parça değil, Bahattin’in vazgeçilmez inancının somutlaşmış haliydi ve doğal olarak, o karanlık güçleri, komünist bölücü hainleri rahatsız etmişti. Bir adamın cesareti, bir milletin bayrağı altında toplandığında, düşman için artık hedef olmaktan çıkıp, tehdide dönüşürdü.
SON SEFER: ATEŞ ÇEMBERİNE DOĞRU
O meşum gün, 07 ARALIK 1979 Cuma günüydü. Görevini, ailesini ve davasını daima kalbinde taşıyan BAHATTİN EKDELEN, evinin hemen yanındaki mabede, namaz kılmak için adım attı. Bu basit adım, onun bilerek ya da bilmeyerek yürüdüğü son yolculuktu; kutsal bir görev için atılmış ve tehlikeyle çevrili bir adımdı. Hainler, bu anı beklemişlerdi. Bir yiğidi, en savunmasız, en ibadetkâr anında yakalamak için evinin çevresine pusu kurmuşlardı.
DÜŞEN DEĞİL, YÜKSELEN KAHRAMAN
Daha meskun mahalden ayrılmadan, karanlığın tetikçileri harekete geçti. Alçakça ve korkakça bir eylemle, otomatik silahların hain ateşi boşandı. Gök kubbe bu ihanete şahit olurken, kurşunlar Mardin’in çetin yollarında yürüyen bir Bozkurt’u daha şehit ediyordu. Bahattin Ekdelen düştü. Ama bu düşüş, bir son değil; o gün, Derik ilçesinin semalarına yükselen bir destanın başlangıcıydı. Bir ESNAF, bir taksi şoförü, bir baba; hepsi birden, bayrağına olan sevdasını kanıyla mühürleyerek ÜLKÜCÜ ŞEHİT mertebesine erişti. Onun kanı, bayrağın üzerindeki al rengi bir kez daha tazeledi, fedakârlığın anlamını nesillere fısıldadı.
"Bayrak düşmezdi, çünkü onu taşıyan yürekler, Mardin’in toprağına kahramanlık destanını kanlarıyla yazmıştı."