"Bazı insanlar sadece yaşamazlar; onlar, inandıkları davanın ebedi kılınan kutsal yeminidir."
KİMLİĞİ VE MALATYA'DAN YÜKSELEN SES
Adı: İSMAİL PAKDEMİR/PEKDEMİR. O, bir Malatya-Darende coğrafyasının çelik iradesini taşıyan bir yiğitti. Hayatı boyunca yalnızca otuz yedi bahar görmüş, ancak ardında asırlık bir duruş bırakmıştı. O, kuru bir isimden ibaret değil; bir destanın başlangıcı, bir neslin umuduydu.
37 YILLIK ADANMIŞLIK VE KUTSAL GÖREV
İsmail Pakdemir, ilim ve irfan yolunda yürümeyi seçmişti. Eğitim Fakültesi’nden mezuniyetinin ardından, mesleğini sadece bir görev değil, bir cihad alanı olarak görmüştü. Hatay’ın sıcak topraklarında, Gazipaşa İlkokulu'nun müdürü olarak görev yapıyordu; çocukların zihinlerine ilim tohumları eken bir liderdi. Fakat onun adanmışlığı sadece okulla sınırlı kalmadı. O, idealist hareketin öncülerinden, Hatay’da ÜLKÜ-BİR Derneği'nin kurucu neferlerindendi. Kalbindeki nizam ve inanç ateşi, 37 yıllık kısa ömrünün her anını aydınlatıyordu. O, karanlık ideolojilerin kol gezdiği bir dönemde, bayrağı yere düşürmemek için mücadele edenlerin safındaydı.
SON SABAH, SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 06 ARALIK 1979 tarihini gösteriyordu. Hatay semaları, o son sabahın ağırlığını taşıyordu. Kahraman öğretmen, evinden çıktı. Yönü, kutsal yuvası olan okuluydu. Ancak o günkü adımları, sadece Gazipaşa İlkokulu'na değil, ebediyete doğru atılıyordu.
O, tehlikenin gölgesini biliyordu; inançlı bir duruşun bedelinin ağır olduğunu idrak ediyordu. Ama bir idealin neferi, tehdit karşısında geri çekilmezdi. Evinin çevresine pusu kurmuş olan komünist militanlar, karanlık nefretlerini silahlarına yüklemişlerdi. Kin ve nefret, tabancalardan ölüm kustu.
O anda, İsmail Pakdemir’in önünde bir direnişten öte bir kader vardı.
ÖĞRETMENİN YÜREĞİNDEKİ ZAFER VE ŞEHADETİ
Alçakça kurulan pusuda, kahraman ülküdaşımız bedenine isabet eden kurşun yaralarına rağmen son nefesine kadar eğilmedi, bükülmedi. O an sadece bir müdür, sadece bir dernek kurucusu değil; bir milletin namusunu taşıyan sarsılmaz bir kale misali düştü.
06 Aralık 1979’da Hatay, sadece bir öğretmenini değil, bir idealin yaşayan timsalini kaybetti. Ancak İsmail Pakdemir’in bedenini yere seren kurşunlar, onun davasını asla susturamadı. O, şehadetiyle, inancın nasıl yaşanması ve uğruna nasıl ölünmesi gerektiğini tüm nesillere gösteren ebedi bir ders bıraktı.
"O gün Hatay topraklarına düşen her damla kan, geleceğin destanına atılmış bir mühür oldu; İsmail Pakdemir, bu milletin hafızasında şehitlik nişanıyla yaşamaktadır."