“Her yiğit, mücadelesini alınteriyle kazandığı topraklarda verir. Ancak bazıları, o toprağa sadakati canıyla öder.”
KİMLİĞİ VE BİR İŞÇİ DESTANI
O, Ankara’nın Akdere semtinde doğan, toprağın çocuğu Ruhi Altıntaş’tı. Hayatı, dürüstlük ve emeğin en keskin kurallarıyla yoğrulmuştu. İşçiydi, bir oto tamircisiydi. Makine seslerinin, yağ kokusunun arasında, alınteri kutsallığıyla ekmeğini kazanıyordu. Ruhi, sadece arızalı motorları tamir etmedi; o, alınteriyle bir onur abidesi inşa etti.
İMANLA MÜHÜRLENEN DURUŞ
Ruhi Altıntaş için yaşam, yalnızca nefes almaktan ibaret değildi. Onun duruşu, felsefeden değil, köklerinden besleniyordu. Türk ve Müslüman olmanın getirdiği manevi sorumluluktan yola çıkarak, ülkücü bir yola baş koymuştu. Bu seçim, onun için bir siyasi tercih değil, milletine ve inancına olan ebedi bir sadakatin yeminidir. O, bu yolda dimdik durmayı, hayatının en büyük gereği olarak kabul etmişti.
KARANLIK BİR KIŞ GÜNÜNÜN TUZAĞI (06 ARALIK 1979)
Takvimler 06 Aralık 1979’u gösterdiğinde, Ruhi, günün yorgunluğunu geride bırakıp Akdere’deki evinin sıcaklığına doğru adımlarını atıyordu. O an, bir işçinin yuvasına dönüş huzurunu taşıyordu. Ancak bu onurlu yol, pusunun karanlık gölgesiyle kesildi. Komünist militanlar, onu hedef almıştı. Yolunu kestiler. Gözleri dönmüş bir nefretle, bir vatan evladını zorla kaçırdılar.
DİRENİŞİN VE ADANMIŞLIĞIN ZİRVESİ
Ruhi Altıntaş, Akdere su deposu civarına götürüldü. Orası, onun son meydan okumasının sahnesi oldu. O, zorbalığın önünde diz çökmeyi reddetti. Bir başına, inancıyla, vatan aşkıyla direndi! Karşısındaki güruh kalabalıktı, acımasızdı. O gün, Ruhi’nin karşısında sadece yumruklar değil, ezici bir nefret ve orantısız güç vardı.
Zalimler, direnen bu yüreği kırmak için işkenceye başladılar. Her darbe, onun bedenine indi ama ruhunu çelikleştirdi. O, inancından dönmedi, son anına dek onurunu teslim etmedi.
SON NEFES VE EBEDİ ŞEHADET
Ruhi Altıntaş, aldığı ağır darbeler ve uygulanan işkence sonucu ruhunu teslim etti. Bir işçi olarak başladığı hayatını, 06 Aralık 1979’da Ankara topraklarına düşerek, vatanına adanmış bir şehit olarak noktaladı. O, zulme karşı dimdik duran bir ruhun zaferini, son nefesiyle mühürlemişti.
“Onlar sanmışlardı ki, vurdukları bedendir. Bilmediler ki, direnişin ruhu, o bedenin son nefesiyle ebediyete, tarihin destanına yükselir.”