"Bazı ruhlar, sıradan bir hayat sürmek için değil, Vatanın bekçiliğini yapmak için doğar. Onların kaderi, yürüdükleri yolda değil, durdukları son noktada yazılır."
VAN’IN YÜREĞİNE VURULAN MÜHÜR
O, Anadolu’nun doğusunda, kendi doğduğu topraklarda (VAN), toprağın emanetine talip olmuştu. Adı MAHUT TAŞGETİREN’di. Adanmışlığın ve cesaretin destansı bir timsali olarak, yalnızca bir kimlik değil, bir duruş temsil ediyordu. O, sırtını hiçbir zaman dönmediği o kutsal davanın, Türk-İslam Ülkücülüğünün saf ve yıkılmaz neferiydi. Biliyordu ki, 1979 yılının karanlık ve puslu günlerinde, seçtiği yolun bedeli ağırdı; ama o, bu bedeli seve seve ödemeye gönüllü bir kahramandı.
BİLİNMEYEN MESLEK, BİLİNEN YEMİN
Kuru biyografiler onun dünyevi mesleğini kayda geçirememiş olabilir. Belki de bir mesleği vardı; ancak Mahmut Taşgetiren için asıl unvanı, ruhunun mesleğiydi: Vatan Nöbetçisi. Hayatını, Türk milliyetçiliği davasına adamış bu yiğit ülkücü, makamdan veya ünvandan çok, inancın verdiği sorumluluğa değer vermişti. Onun için, ne yaptığından ziyade, neye inandığı önemliydi; ve o inanç, onu korkunun ötesine taşıyan o çelik zırhıydı.
06 ARALIK 1979: KARARLILIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Tarih 06 ARALIK 1979’u gösterdiğinde, Van’ın kış ayazı, memleketin üzerine çöken siyasi gerilimin soğukluğunu taşıyordu. Ülkücü hareketin kalesi olan Ülkü Ocakları Derneği Van il teşkilatı, tehlikenin hedefindeydi. Mahmut Taşgetiren, ocağın etrafını bir kale suru gibi sarmıştı. Onun görevi basitti, ama hayatiydi: Teşkilata zarar gelmesin diye nöbet tutmak.
Bu nöbet, sıradan bir bekleyiş değildi; ülkenin geleceğini tehdit eden tüm yıkıcı unsurlara, komünist, solcu ve bölücü militanların karanlık emellerine karşı inancın dik duruşuydu. O, sadece bir binayı değil, bir fikri ve bir haysiyeti koruyordu.
SON VİCDAN NÖBETİ VE ŞEHADET
Mahmut Taşgetiren, duvarı sırtına almış, gözleri ufukta, kalbi imanla dolu bir halde görevini icra ediyordu. Biliyordu ki, pusu her an kurulabilirdi; ve o gece, karanlık taraf harekete geçti.
Devrimci-solcu-komünist bölücü militanlar, ülküdaşımızı, koruduğu kutsal kapının önünde hedef aldılar. O an, bir siper gibi öne atıldı. Geri çekilmek, davasını tehlikeye atmak demekti; o ise, canını siper etmeyi seçti. Kurşunlar, canını bedeninden ayırırken, Mahmut Taşgetiren, tarihe sadece bir isim değil, ardında durduğu değerler uğruna son damlasına kadar savaşan bir kahramanlık timsali olarak kaydoldu. O, sadece şehit edilmedi; o, inandığı davanın sancağını kendi kanıyla mühürledi.
"O, bedenini toprağa verdi; lakin ruhunu ve nöbetini ebediyete bıraktı. Mahmut Taşgetiren, bir anıt gibi, durduğu yeri, vatan bilincinin son kalesi olarak işaretledi."