"‘Toprağın kokusu, adanmış bir ruhun yeminidir. O, 23 yıllık ömrünü değil, bir milletin geleceğini toprağa emanet etmiştir.’"
YÜREĞİ OSMANİYE’DEN YEŞEREN NEFER
Kaderin başlangıcı, Anadolu’nun derin köklerinde, Osmaniye’nin Kırmıtlı Nahiyesi’nde 1953 yılında yazıldı. Yunus Doğan, sadece bir isimdi. Sekiz kardeşin omuzladığı, toprağa bağlı, alın teriyle geçinen bir ailenin ferdiydi. Hayatını çiftçilik yaparak kazanıyordu; elleri nasırlı, ruhu vatan sevgisiyle doluydu. O, sıradanlığın içinden çıkan bir kahraman olacaktı. Tarladaki emeği gibi, davasına olan bağlılığı da sabırlı ve derindi. Fiziken toprağı işlerken, ruhen geleceğin tohumlarını ekiyordu.
OCAĞIN NÖBETİ VE BASKININ GÖLGESİ
Ancak o dönemde Anadolu’nun sessizliği bozulmuş, sular ısınmıştı. Baskılar, bir karabasan gibi memleketin üzerine çökmüştü. Yunus Doğan, tarladan gelip ideallerine sırt çevirenlerden olmadı. O, Kırmıtlı Ülkü Ocaklarının sadık bir neferiydi; inandığı değerler uğruna kendi hayatını bir kalkan yapmaya yemin etmişti. Çiftçilikten kazandığı gücü, artık vatanın bekçiliğine adamıştı. Her nefer gibi, o da karanlığın giderek yoğunlaştığının farkındaydı. Her adım, her nefes, bilinen bir tehlikeye doğru atılıyordu. Bu, rahat bir yaşam yerine, onurlu bir mücadeleyi seçme kararıydı.
KADERİN ÇAĞRISI: 05 ARALIK 1976
Ve sonra o gün geldi. 05 Aralık 1976. Tarihin, Yiğitler Divanı’na yeni bir isim eklediği karanlık pazar. Yunus Doğan, davasının önderlerinden, Ülkü Ocakları Derneği Kırmıtlı Şubesi başkanı Yaşar Güler ile birlikteydi. Omuz omuza yürürken, düşmanın pususu onları Osmaniye sokaklarında bekliyordu.
O anlar, bir kahramanlık metninde eksik kalan ama fedakârlığın büyüklüğünü kanıtlayan anlardır. Detaylar kayıp olsa da, Yunus Doğan'ın o son saniyedeki duruşu, karar anı ebedidir.
Komünist Tahsin Doğan’ın namlusundan çıkan kurşunlar, sadece bir cana değil, bir idealin geleceğine sıkılmıştı. Yunus Doğan, geri çekilmek yerine, inandığı yolda, başkanıyla yan yana yürürken saldırıya uğradı. O, bu haksız ve ani saldırının karşısında dimdik durdu ve son nefesini de davasına şahit kıldı.
23 YILLIK YEMİNİN MÜHRÜ
Henüz 23 yaşındaydı. Ömrünün baharındayken, gençliğini ve umutlarını feda etti. O’nun kısa yaşamı, Osmaniye topraklarında yeşeren bir destana dönüştü. O, bir kayıt defterinde sadece bir tarih (05 ARALIK 1976) olarak kalmadı; zulme karşı duruşun ve adanmışlığın altın mührü oldu.
Yunus Doğan, canını vererek, baskıların artığı o zorlu dönemde neferlik yeminini kanıyla tasdik etti. O, sadece bir çiftçi değildi; o, toprağın huzurunu sağlamak için kendi kanını gübre yapan bir vatan kahramanıydı. Ruhu, daima Kırmıtlı’nın Ocağı’nda yanmaya devam edecektir.
"‘Bazılarının hayatı bir harman yerinde başlar, fakat fedakârlıkları göğün en yüksek katında biter. Yunus Doğan, toprağına düşen son, en kıymetli damlaydı.’"