"VATAN, SADECE AYAK BASTIĞIN TOPRAK DEĞİL; UĞRUNA CAN VERDİĞİN HER GURBET KÖŞESİDİR."
ANADOLU’DAN GURBETE UZANAN DESTAN
Anadolu’nun kadim yurdu, Artvin'in yiğit coğrafyası Bakırköy’de 1934 yılında bir er doğdu: Necati Uygur. O, ömrünü bir esnafın dürüst kazancıyla kurmuş, ancak gönlünü gurbetteki milletinin geleceğine adamıştı. Evli ve iki çocuk babasıydı; ne var ki, kader onu sıradan bir hayat sürmekten çok daha büyük bir vazifeye çağırdı.
1970'li yılların başında, Artvin’den Almanya’ya uzanan meşakkatli yolda, sadece bir iş gücü değil, yüreğinde bir misyon taşıyan bir nefer olarak yola düştü. Avrupa’nın soğuk ve yabancı toprakları, onun için yalnızca yeni bir geçim kapısı değil, aynı zamanda milli ve manevi kimliğin son kalesi olacaktı.
GURBETTEKİ DİRENİŞ VE KOR HALİNDEKİ OCAKLAR
Necati Uygur’un omuzlarına yüklediği görev ağırdı: Avrupa'ya gelen Türklerin kolayca geri dönmeyeceği bilinciyle, orada kök salınmalıydı. Başmüfettişlik ve Almanya MHP Yürütme Kurulu Başkanlığı gibi yüksek sorumluluklar taşımasına rağmen, mücadelesini saraylarda değil, işçi yığınlarının yaşadığı tek göz odacıklarda ve kahvehanelerde verdi.
O, bıkmadan konferanslar düzenledi; sesini her yere ulaştırdı. "Avrupa’da var olacaksak, milli ve manevi kimliğimizi koruyacak eğitim yuvaları ve teşkilatlar açılmalıdır!" diyerek, bir nevi ateşten bir ferman okudu. Bu adanmışlık kısa sürede semeresini gösterdi. Onunla tanışan her yürek, bu kutsal davadan ilham aldı ve Kempten başta olmak üzere çevre şehirlerde, gurbetin ortasında Anadolu’nun sıcaklığını taşıyan Ocaklar tütmeye başladı. 1978 yılında Türk Federasyonu'nun kurulmasıyla, Necati Uygur’un yaktığı bu kutlu ateş, Avrupa Türklüğünün geleceğine ışık tutan büyük bir meşaleye dönüştü.
KARANLIĞIN EN YAKIN OLDUĞU AN
Necati Uygur, bir yandan teşkilatının lideri ve başmüfettişi olarak görev yaparken, diğer yandan Kempten’de hediyelik eşya dükkanını işleten dürüst bir esnaftı. Ancak bu büyük mücadele, ona düşmanları da kazandırmıştı.
26 Kasım 1980 günü akşam saatlerini gösterirken, kahramanlığın bedelinin ödeneceği o an geldi. Kendisini memleketine adayan bu yiğidin dükkanından iki el silah sesi yankılandı.
Silah seslerinin dehşeti üzerine dükkâna koşan, onun cefakâr hayat arkadaşı Hilmiye Hanım oldu. Onu kanlar içinde yerde bulduğunda, can pazarı kurulmuştu. İşte bu dehşet verici anda, bir kahramanın son gücü ortaya çıktı. Ağır yaralı olmasına rağmen, can çekişen Necati Uygur, eşinin paniklemesini engelledi, onu sakinleştirdi ve bir kahraman sükûnetiyle ambulans çağırmasını istedi. O anda bile, kendi canından çok, etrafındakilerin güvenliğini düşünüyordu.
ŞEHADETE YÜRÜYÜŞ
Hastaneye kaldırılan Necati Uygur, gurbet elde sekiz günlük onurlu bir direniş gösterdi. O karanlık saldırı, onun ruhunu ele geçirememişti; ancak yorgun bedeni, taşıdığı yükün ağırlığına yenik düştü.
4 Aralık 1980 Perşembe günü, yaktığı ocakların sönmeyeceği umuduyla, gurbet topraklarında Hakk’ın rahmetine kavuştu. Bir davası olan bu adam, bir esnaf olarak çıktığı yolda, en yüksek rütbeyi, şehadeti almıştı.
Ne yazık ki, Necati Uygur’un cansız bedeni bile, uğruna savaştığı sistemin ağır bürokratik engelleriyle karşılaştı. Şahadetinden ancak sekiz gün sonra, zorlu işlemlerin ardından memleketine ulaştırıldı. O yiğit, doğduğu topraklar olan Artvin-Bakırköy'deki aile kabristanında, gurbet ellerde kurduğu teşkilatların dualarıyla ebediyete uğurlandı.
"GURBETTE DÜŞENLER ÖLMEZLER; ONLARIN KANI, UZAK DİYARLARDA MİLLETİN KÖKÜNÜ SALARAK EBEDİ BİR OCAK YAKAR."