"Kimi zaman bir hayatın değeri, teslim olmamayı seçtiği anda ölçülür. O, şerefini bir anlık huzura değişmedi."
---
KİMLİĞİ VE VAKARLI DURUŞU
Giresun’un yiğit beldesi Espiye’de doğmuştu Ahmet Demirel. Hayatı, ülkesinin en çalkantılı, en karanlık günlerine denk geldi. Mesleği, halkın ve yurdun damarlarında dolaşan hayatın ta kendisiydi: Şoför. Taksinin direksiyonunda, rızkını kazanırken, aslında ülkesinin her köşesine yayılan kaosu da yüreğinde hissediyordu. Tarih 04 ARALIK 1979’u gösterdiğinde, o sadece bir aile babası değil, aynı zamanda memleketinin namusuna adanmış bir ülkücüydü.
ATEŞ ÇEMBERİNDEKİ YURT
O yıllar, Anadolu coğrafyasının zorlu bir imtihanıydı. Vatanın birliği, karanlık eller tarafından parçalanmak isteniyor; komünist militanlar, gücünü kandan alan bir vesayet kurmaya çalışıyordu. Kendi heveslerince "halk mahkemeleri" kuruyor, kendilerince "yargılıyor" ve haince "infaz" ediyorlardı. Ülke âdeta görünmez bir işgal altındaydı; bazı bölgeler "kurtarılmış" adı altında vatandan koparılmaya çalışılıyordu. Bu yıkıcı gücün karşısında, dimdik ayakta duran tek bir kale vardı: Ülkücülerin sarsılmaz imanı.
HARAÇ VE KAHRAMANIN REDDİ
İşte bu çetin dönemde, zalimler şehirlerin yiğitlerinden pay istemeye başladılar. Ahmet Demirel’in de kapısı çalındı; ondan haraç istediler. Bu, sadece bir para talebi değil, aynı zamanda şerefin, duruşun ve davanın teslim alınması demekti. Onlar boyun eğmesini, korkmasını ve biat etmesini beklediler.
Ancak Ahmet, taksi direksiyonunda kazandığı ekmeği ne kadar helal biliyorsa, vatanın onurunu da o kadar kutsal biliyordu. O, ülkücüydü. Bir ülkücünün defterinde korkuya ve teslimiyete yer yoktu. Omuzlarındaki mesuliyet, cüzdanındaki paradan çok daha ağırdı. Zalimin eline kanlı haraç vermeyi reddetti. Bu RET, onun son kararı ve kahramanlığının en büyük beyannamesi oldu.
SON VARDİYA: KARANLIĞA YOLCULUK
Kararlılığının bedelini çok geçmeden istediler. O karanlık günde, mesleğini icra ederken, militanlar araca müşteri kılığında bindi. İhanetin soğuk eli, ensesine dayanan namluyla somutlaştı. Espiye’nin sokaklarında başlayan o yolculuk, artık geri dönüşü olmayan bir zorunlu kaçırılışa dönmüştü.
Ahmet Demirel, zorla Tirebolu tarafındaki ıssız ve kimsesiz bir bölgeye götürüldü. Orada, medeniyetten uzak o toprak parçasında, haraç vermeyi reddetmenin cezasını çekmesi isteniyordu. O son adımları, belki de yürüdüğü en anlamlı yoldu. Zira bu yolculuk, bir bireyin canını, milletin onuruna feda ettiği o mukaddes noktaya varıyordu.
ŞEHADETİN SON SESİ
Detaylar karanlıktadır; o son anlarda neler yaşandı, kahramanın son sözleri ne oldu, bilinmez. Ancak bilinen bir şey var: Ahmet Demirel, son nefesine kadar dik durdu. Boyun eğmemenin bedeli, kurşunlarla ödendi.
04 Aralık 1979’da, Giresun-Espiye’nin ıssız bir köşesinde, komünist militanlar tarafından kurşunlanarak infaz edildi ve şehit düştü. O gün, sadece bir taksi şoförünün hayatı son bulmadı; o, vatanın bir karış toprağı için, onurunu kirletmemek adına ödenen büyük bir bedelin, destansı bir kahramanlık eyleminin sarsılmaz anıtı oldu.
---
"O gün Espiye'nin o ıssız yolunda, sadece bir şoför kurşunlanmadı; zulme boyun eğmeyen bir milletin onuru mühürlendi."