"Bazı hayatlar, sadece bir tarih aralığına sığmaz; onlar, 18 yıllık kısacık bir ömre, bir milletin adanmışlık destanını sığdıran kutsal yeminlerdir."
KİMLİĞİ VE YÜKSEK VAZİFESİ
Adı Murat Bulgaç. Vatan toprağının zorlu yıllarında Elazığ’da doğdu ve kısa sürede Elazığ’ın yüreği oldu. Takvimler 04 Aralık 1978’i gösterdiğinde, bu delikanlı henüz 18 yaşındaydı; yaşı genç, duruşu çelikten. Elazığ Sanat Okulu’nun sıralarında okuyor, ancak ruhu daha büyük bir mücadeleye adanmıştı. O sadece bir öğrenci değil, Ülkücü Gençlik Derneği’nin gür sesi, Ticaret Lisesi’nin ise bizzat başkanlığını üstlenen, fırtınanın ortasında duran bir liderdi.
ADANMIŞLIĞIN ORTASINDA BÜYÜYEN FIRTINA
Murat, ülkenin en çetin döneminde, karanlık ideolojilerin gençliğin damarlarına sızmaya çalıştığı bir cephede görevliydi. Okul koridorları, ideolojik çatışmanın meydanına dönmüş, devrimci-komünist unsurlar, POL-DER’li polislerin açık desteğini arkalarına alarak, kahramanlık yolunda yürüyen gençlere sık sık saldırıyorlardı. Bu, sadece bir kavga değil, davasına sahip çıkanlara karşı kurulmuş aleni bir kuşatmaydı. Murat Bulgaç, bu kuşatmaya boyun eğmeyenlerin en önünde durdu.
KAZAN DAİRESİNDEKİ YEMİN VE CESARET
O kara gün geldiğinde, Murat’ın kahramanlık yeminini tasdik eden o çetin imtihan yaşandı. Ülkücü bir kız kardeşimiz, okulun en loş, en ücra köşesinde, kazan dairesinin karanlığında sıkıştırılmıştı. İnsanlıktan nasibini almamış yirmiden fazla komünist kız öğrenci, ellerinde hortumlar, zavallı kızı falakaya yatırmış, hunharca dövüyorlardı.
Murat, o çığlığı duyduğunda tereddüt etmedi. Fedakârlık ve şefkat, onu doğrudan tehlikenin kalbine çekti. Yanındaki ülküdaşlarıyla birlikte, o karanlık mekana yürüdü. Yirmiye karşı tek başına durarak, gaddarca saldıran kalabalığa durmalarını emretti. Boyun eğmeyen dik duruşuyla, işkence gören ülküdaşını zalimlerin elinden çekip aldı.
Murat, bu vahşeti görmezden gelmedi; kurtardığı kız kardeşiyle birlikte okul müdürünün makamına çıktı ve durumu bütün çıplaklığıyla anlattı. Ancak ne acıdır ki, makam koltuğunda oturan Müdür, mazlumdan değil, zalimden yanaydı. Adalet beklediği kapıdan hüsranla dönen Murat, kaderinin yazıldığı o son saatlere doğru yürüdüğünü henüz bilmiyordu. O an, Murat sadece bir hayat kurtarmakla kalmadı; doğru olanı yapmanın bedelini ödemeye hazır olduğunun da yeminini etti.
SON VAZİFE VE EBEDİ YOLCULUK
Müdürün zulme ortak oluşunun ardından geçen kısa bir süre sonra, öğle vakti geldi. Saatler 13.30’u gösteriyordu ve okul dağılma vaktine ulaşmıştı. Murat Bulgaç, İstasyon Mahallesi’nde okulun önünden geçerken, hainliğin ve kalleşliğin en kara perdesi açıldı.
Kadın çarşafı giymiş, kimliklerini gizleyen dört komünist militan, pusu kurmuşlardı. 18 yaşındaki o yiğit fidanın üzerine sinsice yaklaştılar ve onu yaylım ateşine tuttular. Murat, hiçbir şeyden habersiz yürüdüğü son yolda, saniyeler içinde kahramanlık mertebesine yükseldi.
04 Aralık 1978 günü, Elazığ, 18 yaşındaki bir öğrencinin, sırf adaletten yana olduğu ve bir mazlumu koruduğu için alçakça şehit edilişine şahit oldu. Murat Bulgaç, baskının karşısında eğilmeyen, haksızlığa karşı tek başına direnen ruhun sonsuzluğa yürüyen sembolü olarak tarihe yazıldı.
"Ve o gün, 18 yaşındaki bir fidanın kanı, sadece toprağı değil, bir milletin vicdanını da suladı. Onun adı, fedakârlığın altın harflerle yazıldığı destandır."