"Korkunun gölgeleri üzerine çökerken dahi, inancının sancağını yere düşürmeyenler, destanların kalbine yazılırlar."
CENGİZ KÖSDAĞ: BİR DİRENİŞİN ADI
KİMLİĞİ VE İNANÇ TEMELLERİ
O, henüz 28 yaşındaydı. İstanbul'un kalabalığında, Erenköy Kozyatağı Baltacılar Sitesi’nde mütevazı bir hayat kurmuştu. İki küçük çocuğun sevgisiyle çevrili, eşine adanmış bir babaydı. Mesleği şoförlüktü; kısa bir süre önce İ.E.T.T'de yeni görevine başlamıştı. Ancak Cengiz Kösdağ’ı tarihin acı sayfalarına yazan, sadece mesleği veya yuvası değil, duruşu ve inancına olan sarsılmaz bağlılığıydı. O, davasının neferiydi; MHP Üsküdar İlçe yönetiminde vazife almış, Ülkücü İşçiler Derneği’nin teşkilatlanmasında emeğiyle, alın teriyle mühürlenmişti. O, sadece bir birey değil, zorlu bir çağda hakkı savunan bir ses, bir hareket noktasıydı.
KARARLILIĞIN BEDELİ VE YILMAYAN RUH
Cengiz Kösdağ, seçtiği yolun zorlu olduğunu biliyordu. Erenköy’deki evi, ideolojik düşmanlığın hedefi olmuştu; karanlık gecelerde defalarca kurşunlanmış, evi bir siper haline gelmişti. Kendisi de bu acımasız mücadelenin nişanını bedeninde taşıyordu; uğradığı bıçaklı saldırıda yaralanmış, fakat geri adım atmamıştı.
Her saldırı, onun sancağını daha da yukarıya kaldırmasına neden oldu. Baskı ve tehditler, onu ailesiyle kurduğu sıcak yuvadan alıkoyamadı, ne de hizmet ettiği davadan. Her kurşun izi, onun teslim olmayışının, inancından zerre taviz vermeyişinin birer nişanesi olarak tarihe kaydedildi.
O SON SABAH, 4 ARALIK 1979
Takvimler 04 Aralık 1979'u gösteriyordu. Soğuk bir İstanbul sabahıydı. Gökyüzü henüz aydınlanmamışken, saatler 07:15 sularını işaret ederken, Cengiz Kösdağ, her zamanki gibi görevine gitmek üzere Erenköy’deki evinden çıktı. O, sadece işine giden bir şofördü; fakat düşmanlarının gözünde, ortadan kaldırılması gereken bir semboldü.
Kaderini bekleyen sokakta, evine yakın bir noktada, kin ve nefretle bilenmiş iki komünist militan pusu kurmuştu. O adımları attı; her gün yürüdüğü o kaldırım, onun son yürüyüş yolu oldu.
ATEŞ VE EBEDİYET
Pusu aniden bozuldu; silahlar kinle ve öfkeyle ateşlendi. Cengiz Kösdağ, vicdanları körleşmiş bir nefretin hedefi oldu. Vuruldu. O an, bir ülkü devi, davasının sembolü olarak yüzükoyun yere düştü ve şehadet mertebesine ulaştı.
Ancak zulüm, onun düşüşüyle sona ermedi. Yerde kalan bedeni, bir buçuk saat boyunca tek başına kaldı. İnsanlık vicdanının donduğu o anlarda, kimse ona yardım etmeye cesaret edemedi, kimse bir el uzatmadı. Eşi, o acımasız manzaranın karşısında feryatlar içinde çırpınırken, acı katmerlendi.
SON DİRENİŞ VE VEDA
Şehidin naaşının onuru dahi, baskının hedefi oldu. O dönemin POL-DER’li polisleri, Cengiz Kösdağ için bir cenaze töreni yapılmasını engellemek, onun son yolculuğunu dahi gölgelemek için her şeyi yaptılar.
Fakat inancın ateşi, tehditlerden büyüktü. Ülküdaşları, tüm yasal ve illegal baskılara rağmen geri çekilmedi. Omuz omuza durarak, canları pahasına şehitlerine sahip çıktılar. Cengiz Kösdağ, uğruna savaştığı değerlere uygun olarak, ülküdaşlarının kahramanca direnişi sayesinde, inançları gereği ebedi istirahatgâhına uğurlandı.
O, 28 yaşında, evli ve iki çocuk babası bir şoförken, 04 Aralık 1979 sabahı İstanbul sokaklarında şehadet şerbetini içerek, adını tarihin destan sayfalarına yazdıran bir kahraman oldu.
"Cengiz Kösdağ adı, 04 Aralık 1979 sabahı yerde kalan bedeni değil, zalime karşı dimdik duran ruhunun, boyun eğmeyişinin ebedi feryadıdır."