"Kimi hayatlar, yıllarla değil; taşıdıkları davanın ağırlığı ve uğruna verdikleri son nefesle ölçülür. Hayrettin Akgül de o hayatların sarsılmaz bir destanıdır."
ASİL SOYUN VE İDEALİN YUVASI
O, sıradan bir hayatın gölgesinde değil, Tokat'ın derinliklerinden, Erbaa İlçesi'nin Evyaba Köyü’nden filizlenen bir adanmışlığın timsaliydi. Yüreği, doğduğu toprağın sadeliğini ve yiğitliğini taşıyan, ancak yönünü bilimin ve idealin peşinde büyük metropol İstanbul'a çevirmiş bir kahramandı. Onun adı, Ülkücü Şehit HAYRETTİN AKGÜL’dü.
BİLİM YUVASINDA YÜKLENİLEN VAZİFE
31 yaşına ulaştığında, Hayrettin Akgül artık sadece bir genç değil, bir mefkûre adamıydı. İstanbul Ticari İlimler Akademisi'nin son sınıfında okuyor, akademik cübbeyi giymeye ramak kalmışken, aynı zamanda milletin geleceği için omuzlarına yüklenen ağır bir sorumluluğu taşıyordu. Okul sıralarını sadece ders çalışmak için değil, inancını daha da sağlamlaştırmak ve aydınlık bir geleceğe hazırlık yapmak için kullanıyordu. O, kalemini ve fikrini, karanlığa karşı en güçlü kalkan olarak görüyordu.
İSTANBUL’DA KURULAN KİRLİ PUSU
Yıl 1978'in soğuk ve sisli Aralık ayıydı. Takvimler, davanın kara günlerinden biri olan 04 ARALIK 1978’i gösteriyordu. İstanbul, sadece binaların değil, fikirlerin de çarpıştığı bir harp meydanıydı. O gün, Taksim Sarıselviler Caddesi’nde bulunan Çaycılar Kulübü’nde, Hayrettin Akgül, fikirlerini paylaştığı arkadaşlarıyla birlikte, geleceğe dair umutları konuşuyordu. Huzurlu bir sohbetti bu. Ancak karanlık, pusu kurmuştu.
SON NEFES VE ŞEHADETİN MÜHRÜ
Beklenmedik bir anda, aydınlığın düşmanları olan komünist militanların alçakça ve hain bir silahlı saldırısı ortalığı kana buladı. Bu saldırı, fikri bir mücadele değil, doğrudan bir infaz girişimiydi. Hayrettin Akgül, 31 yaşının en olgun döneminde, eğitimini tamamlamasına sadece birkaç adım kala, ideallerinin bedelini canıyla ödedi. O, masada oturan bir öğrenciden, milletinin kalbine kanıyla yazılmış bir destana dönüştü.
Hayrettin Akgül, İstanbul'un karmaşasında düştü, ancak son isteği doğduğu toprağın saflığına dönmekti. Cenazesi, şehit düştüğü o karmaşık şehirden alınarak, çocukluğunun geçtiği Tokat-Erbaa-Evyaba Köyü’nün temiz toprağında ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. O, akademik kariyerini tamamlayamadı; ancak 31 yaşında şehadet mertebesine ulaşarak, milletinin vicdanında mezun oldu.
"O, öğrencilik defterini bir diplomayla değil, 31 yaşının en olgun çağında, adanmışlığın destanını kanıyla yazarak kapattı ve vatanın her karış toprağını kendine mezuniyet kürsüsü eyledi."