"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir davanın uğruna verilmiş kutsal bir yemine dönüşür."
ADANMIŞLIĞIN COĞRAFYASI VE MÜRSEL BALOĞLU
Elazığ’ın yiğit evladı, toprağına duyduğu sevdayı meslek edinmiş bir fedaiydi Mürsel Baloğlu. O, sadece bir isim değil, adanmış bir ülkücünün 03 Aralık 1979 tarihinde bıraktığı derin bir izdi. Elazığ’da doğmuştu, sanki bu kadim şehirde verdiği her nefes, memleketine hizmet etmenin bir ön sözüydü. Evliydi ve iki küçük can, onun kalkanının ardında güvenle nefes alıyordu. Çevresi tarafından sevilen, ahlakı ve duruşuyla nam salmış Mürsel, ülkücü kimliğini sessiz bir onur nişanı gibi taşıyordu. O, şehrin düzenini ve huzurunu koruyan, Elazığ Belediyesi Zabıta Amirliğinde görev yapan bir neferdi.
BİR YÜREĞİN TAŞIDIĞI VAZİFE
Mürsel Baloğlu'nun görevi sadece zabıta amirliği değildi; o, idealist duruşuyla, devletin ve milletin bekası için her gün sessiz bir nöbet tutuyordu. Sabah mesaisine yürürken de, akşam evine dönerken de, taşıdığı yük sırtındaki üniformadan daha ağırdı. O, ailesine ve davasına sadık, vicdanı hür bir adamdı. Gündüzleri Elazığ sokaklarında namusuyla ekmeğini kazanırken, geceleri vatan sevgisiyle aydınlanan ocağına dönüyordu. Bu düzen, bu sadakat ve bu temiz duruş, karanlığın gözünü kamaştırıyordu.
O KARANLIK KIŞ AKŞAMI: 03 ARALIK 1979
Yıl 1979'du. Memleketin üzerine kara bulutlar çökmüş, namlular kinle bilenmişti. Her iş çıkışı, her eve dönüş, bir kahramanlık yürüyüşüne dönüşmüştü. O kader tayin eden gün, 03 Aralık'ın akşamüzeri vaktiydi. Mürsel Baloğlu, vazifesini tamamlamış, yüreği ailesinin sevgisiyle dolu bir şekilde evine doğru adım atıyordu. Ancak kin ve ihanet, karanlık gölgelerde pusudaydı.
KAHPE ELLER VE EBEDİ DİRENİŞ
Mürsel Baloğlu, iş çıkışının hemen ardından, insanlığın ve davanın en büyük düşmanı olan kahpeliğin hedefi oldu. Komünist militanlar, er meydanına çıkma cesareti gösteremeyip, alçakça bir pusu kurmuşlardı. Gözleri kapalı, yürekleri kinle dolu o düşman, namlusunu milletine hizmet eden bir babaya çevirdi.
Yazılı kayıtlarda sadece şu ibareler kaldı: "Kahpe eller yine tetiğe basmışlardı."
Bu cümle, bir çarpışmanın değil, bir imanın ihanetle karşılaştığı anı anlatır. Mürsel Baloğlu, sinsi bir pusuya düşse de, vatanına olan yemininden zerre taviz vermedi. O son an, karanlığın ortasında parlayan bir kararlılık anıydı. Mürsel, alnının akıyla yürüdüğü yolda, davasının bekçisi olarak, geride iki yetim ve binlerce adanmış yürek bırakarak şehit düştü. O’nun canını alanlar, sadece bir bedeni durdurmuştu; ancak Elazığ’ın sarsılmaz ruhuna yeni bir destan yazmışlardı.
"Mürsel Baloğlu’nun adının yazıldığı yer sadece Elazığ toprağı değil, bir milletin vicdanında sonsuza dek sürecek olan kutlu bir fedakârlık makamıdır."