"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, adanır. Onlar ki, fikrin kalesi için bedeni siper edenlerdir."
ADANMIŞLIĞIN MÜHRÜ: KEMAL FEDAİ COŞKUNER
KİMLİĞİ VE İSMİNİN SÖZÜ
Antalya’nın Akseki ilçesinin kadim topraklarında filizlenmiş, ömrünü sadece bir sayıdan ibaret kılmamış bir dava adamıydı o. Adı Kemal, soyadı Coşkuner’di; ancak orta ismi olan FEDAİ, onun hayatının ve mücadelesinin ta kendisiydi. Tarih 03 Aralık 1979’u gösterdiğinde, 55 yaşındaydı. Bu yaş, sadece geçen yılların toplamı değil, aynı zamanda yarım asrı aşan bir fikri direnişin, bitmeyen bir eğitim seferberliğinin ve her türlü tehlikeye göğüs germenin onurlu nişanıydı. O, isminin taşıdığı bütün fedakârlık özelliklerini, duruşuyla, kalemiyle ve son nefesiyle tescil etmişti.
FİKİR CEPHELERİNDE BİR MİHRAK
Kemal Fedai Coşkuner, sadece sıradan bir birey değil, tek başına bir teşkilat gibiydi. Kalemini namlusundan daha keskin bir silah olarak kullanan, münevver bir abide şahsiyetti. Bir yazar, bir eğitimci ve gençliğe yol gösteren bir “ağabey”di. Mücadelesini somutlaştırmak adına, adını davasına verdiği “FEDAİ” isminde bir dergi çıkarıyordu; çünkü biliyordu ki, en büyük savaş cephesi zihinlerde kurulurdu. Gençlik yıllarından itibaren o ateşli mücadele saflarında yer almış, ülkenin bekasını tehdit eden Komünizmle ve Siyonizm’le Mücadele Derneği’nde dahi yöneticilik vazifesini korkusuzca üstlenmişti. Fikri sadakati ve organizasyon yeteneği sayesinde MHP Antalya bölgesi müfettişi olarak, davasının en kritik ve en tehlikeli noktalarında hizmet vermişti. Onun ülkücü mücadeleye olan emeği, koca bir neslin uyanışına rehberlik etmişti.
GÖREV BİTMEDEN ÇEKİLEN SİPER
Takvimler 03 Aralık 1979’u işaret ettiğinde, o karanlık ve puslu gün Eskişehir’de yaşanacaktı. Bir mücadele ömrünü cephelerde, meydanlarda ve fikrin derinliklerinde geçirmiş olmasına rağmen, bu büyük kahraman, en basit, en masum eylemi sırasında pusuya düşürüldü. Alışveriş için pazara gitmişti. Ellerinde, fikirlerin ağırlığı yerine sadece evin ihtiyaçlarını taşıyordu.
Ancak, düşman sinsiydi. Işığın korkusundan titreyenler, doğrudan çatışmaya cesaret edemeyenler, o çınarı Agora semtinde, pazardan dönüş yolunda bekliyorlardı. Komünist militanlar, bir fikrin devini, bir kalemin ustasını, en savunmasız anında, insanlığın en alçakça saldırı biçimiyle hedef aldılar: Sırtından vurdular onu.
BİR MÜNEVVERİN ŞEHADETİ VE VİCDANIN İHANETİ
Onlar sadece bir adamı öldürmediler; onlar, bir abide şahsiyeti, ülkücü-milliyetçi bir münevver-yazarı susturmak istediler. Kemal Fedai Coşkuner, davasına canını fedadan çekinmeyerek şehadet mertebesine ulaştı. 55 yıllık ömrünün her anını adadığı bayrağın altında ebediyete intikal etti.
Ancak bu fedakârlık, dönemin vicdanı körleşmiş çevrelerince görmezden gelindi. O, ülkücü kimliği yüzünden, "liboşlar, devrimbazlar ve devşirme ümmetçiler" tarafından basın şehitleri arasında sayılmadı. Oysa Kemal Fedai Coşkuner, fikri bir cephede vurulmuştu; sırtından aldığı kurşun, sadece bedenini değil, aynı zamanda hakikati saklamak isteyenlerin korkaklığını da deşifre etmişti. O, sessizliğin ortasında bile haykıran, unutulmaya çalışılsa da hatırası baki kalan büyük bir kahraman olarak tarihe yazıldı.
"Fedai’nin kalemi yere düşse de, 55 yıllık mücadelenin mürekkebi, bir milletin vicdanına silinmez bir destan olarak akmıştır."