"Bazı ömürler kısa sürer; ancak o kısacık ömür, bütün bir milletin geleceği uğruna atılmış destansı bir adımı, büyük bir fedakârlığı barındırır."
GENÇ BİR YÜREĞİN ADI VE YEMİNİ
Tarih 03 Aralık 1979'u gösterdiğinde, Eskişehir'in Tepebaşı ilçesine bağlı Mollaoğlu Köyü’nde yükselen 19 yıllık bir yiğitlik destanının son satırları yazılıyordu. O, yalnızca bir isim değildi: Ülkücü Şehit YAŞAR KANMAZ. Henüz bir delikanlı sayılacak yaşta, Anadolu'nun zorlu şartlarını sırtlanmış, ailesini geçindirmek için ortaokul sıralarını bırakıp alnının teriyle emeğini kazanan bir işçiydi. Üç kardeşine ve yuvasına karşı duyduğu derin sorumluluk, onu erken yaşta olgunlaştırmış, hayata karşı duruşunu keskinleştirmişti.
YOKSULLUKTAN YÜKSELEN İRADE
Maddi sıkıntılar Yaşar’ı okulundan ayırmış olabilir, ancak bu durum onun ruhunu ve zihnini bilgi arayışından alıkoyamadı. Kumlubel mahallesinde, ülkü ocaklarının kurduğu mütevazı kitaplık, onun sığınağı, onun üniversitesi olmuştu. O, alın teriyle kazanan bir işçiydi; ama aynı zamanda davasına adanmış, okumaya doymayan bir idealistti. Yaşar Kanmaz, ülkesinin üzerine çökmeye çalışan karanlığa karşı en büyük silahının irade ve bilgi olduğunu biliyordu.
KARANLIĞA KARŞI FIRÇA VE MÜREKKEP
O gün, Eskişehir sokaklarının duvarları, milleti bölmeye çalışan, kin ve ihanet kokan bölücü-komünist sloganlarla kirletilmişti. Bu, yalnızca bir yazı meselesi değil, bir namus meselesiydi. Akşamüzeri, gölgelerin uzamaya başladığı vakit, Yaşar ve ülküdaşları o kutsal görevi üstlendi: Kirli ellerin zehrini temizlemek ve yerine iman dolu bir duruşu yazmak.
Elinde fırça, yüreğinde cesaretle, o karanlık duvarın üzerine çağlar ötesine ulaşacak bir yemin kazıyordu. Harfler birer birer yerini buluyordu:
“Kanımız
Aksa da zafer İslam’ın”
Bu, onun sadece bir sloganı değil, kanıyla attığı imzasıydı; can pahasına verdiği bir sözdü.
SON SÖZ, SON NEFES
Yaşar, yazının sonuna gelmişti. Boya fırçası, son harfi tamamlamak üzere duvara dokunurken, hainlik pusuda bekliyordu. İşte tam o anda, o kutlu sözün tamamlanmasına tahammül edemeyen, kinle dolu, kirli eller tetiğe bastı. Bir değil, ardı ardına silah sesleri Eskişehir’in göğünde yankılandı.
Bu alçakça saldırıyı gerçekleştiren, bir CHP’li delegeydi. Gencecik bir işçinin, bir idealistin fırçasını kanla susturdular.
Başından vurulan Yaşar’ın bedeni, az önce mürekkep döktüğü toprağa şimdi kendi kanını akıtıyordu. Ağır yaralıydı. Onu hayata döndürmek umuduyla, yaralı bedeni Ankara’ya doğru yola çıkarıldı. Ancak Yaşar Kanmaz, ne bir hastane yatağında, ne de bir ameliyathanede son nefesini verdi. O, yol boyunca, ideallerinin peşinde, yarım kalan son sözünün mührüyle, Eskişehir ve Ankara arasındaki kutlu yolculukta şehitlik mertebesine yükseldi.
"Yaşar Kanmaz'ın fırçası yarım kalmış olabilir; ama duvarlara yazdığı son söz, davasına canıyla katılmış, ebediyete ulaşmış bir destan olarak tarihin en şerefli yerine kazınmıştır."