"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; onlar, memleketin ruhuna kazınan, sessiz bir direnişin ve inancın sancağı olur."
KİMLİK: TRABZON'DAN İSTANBUL'A TAŞINAN YÜREK
O, sadece bir esnaf değildi; 01 Aralık 1979 karanlığında İstanbul semalarında adı ebediyete yazılan bir ülkü deviydi. Doğduğu topraklar, Karadeniz’in asil ve dik duruşunu temsil eden Trabzon’un Of ilçesiydi. Ama o, yüreğini ve davasını gurbet bildiği İstanbul’a taşımış, Hasköy-Çıksalın Mahallesi’nin manevi direği olmuştu. Tam 55 yaşında, hayatının en verimli çağında, mahallesine hizmet aşkıyla yanarken, aynı zamanda Kağıthane MHP ilçe teşkilatının da yılmaz bir üyesiydi. Ali Rıza Saral, siyasi kimliğinden önce, tüm Ülkücü hareketin sırtını dayadığı, akıl danıştığı, şefkatli bir "ağabeyi" idi.
ADANMIŞLIĞIN SANCAĞI: MAHALLESİNİN DİREĞİ
Mahallesindeki bakkal dükkânı, sadece alışveriş yapılan bir yer değil, aynı zamanda milli vicdanın ve fedakârlığın küçük bir kalesiydi. O, tezgâhının arkasından mahalleyi gözetler, davasını sessizce yaşar ve yakın zamanda muhtar adayı olarak halkının hizmetine talip olurdu. Bu, sadece bir meslek değil, toplumsal bir sözleşmeydi: O, inandığı değerleri savunarak, çevresindeki tüm karanlık tehditlere rağmen dimdik ayakta duruyordu. Ne yazık ki, onun bu sarsılmaz duruşu, ideolojinin gözünü kör ettiği canilerin hedef tahtasına dönüşmüştü.
SON SOHBET: KADERİN GÖLGESİ
O hazin gün, dükkânın ışıkları yanarken, etrafta pusuda bekleyen bir gölge vardı. Ali Rıza Ağabey, vatansever duruşu nedeniyle bir süredir komünist militanlar tarafından gözetlendiğinin farkındaydı belki de. Olay anında dükkânında iki arkadaşıyla omuz omuza sohbet ediyordu. Bu huzurlu anlar, yaklaşan fırtınanın sessizliğiydi. İki arkadaşının kendisinden izin isteyerek dükkândan ayrılmalarıyla birlikte, kader çemberi daraldı. Ali Rıza Saral, şimdi o bilindik, güvenli tezgâhının ardında, yalnız ve korumasızdı.
RAFLAR ARASINDAKİ EBEDİYET
Dükkânında günlük işiyle meşguldü; rafları düzenliyor, belki de yarının siparişlerini düşünüyordu. O sırada, insanlıktan nasibini almamış 3 cani komünist militan, kin ve nefretle bilenmiş silahlarıyla içeri girdi. Kahraman, alçakça bir saldırıyla karşı karşıyaydı. Henüz tehlikenin boyutunu idrak edemeden, sırtından hain kurşunlar yedi. Ancak Ali Rıza Ağabey, caniliğe teslim olacak biri değildi; vücuduna saplanan yedi kurşundan biri sırtına isabet etse de, o, ecdadından aldığı cesaretle dönerek canilere doğru yüzünü çevirdi. Bu son hamle, onun davasına ve duruşuna olan sadakatinin en büyük ispatıydı. O anda, bir kurşun daha göğsüne isabet etti ve Ali Rıza Saral, bakkal dükkânının rafları arasında, vatanın mücadelesine adanmış 55 yıllık ömrünü şehadetle taçlandırdı.
BİZE BIRAKILAN MİRAS: KAHRAMANIN NOTU
Militanlar, bir esnafı katletmekle yetinmediler. Korkaklıklarını ve ideolojik kinlerini göstermek adına, şehidin cansız bedeninin üzerine utanç verici bir not bıraktılar. O notta, “Kubilayların, Enverlerin hesabı sorulacak, THKP-C için her şey zafer için.” yazıyordu. Ancak o canilerin bilmediği şuydu: Bırakılan o kanlı not, Ali Rıza Saral’ın hayatını sona erdirmedi; aksine, onu Kubilayların ve Enverlerin yanına, tarihin fedakârlar galerisine taşıyan bir şeref vesikası oldu. O, rafları düzenlerken şehadete yürüyen, davası uğruna dükkanını bir mevziye dönüştüren, sarsılmaz bir inancın sembolüydü.
"O, bakkal dükkanında şehit düşen bir ağabeyden çok, adının yazıldığı o notla bile davasının ölümsüz mührünü vuran, hürriyet ve inanç yolunun sönmeyen ışığıdır."