"Bazen bir hayatın değeri, ne kadar uzun yaşadığınla değil, hangi ateşe çekinmeden yürüdüğünle ölçülür."
KÖKLER VE MİRAS: BİR YÜREĞİN DOĞUŞU
Şanlıurfa’nın kadim toprakları, Hilvan’ın sarsılmaz ruhu ve Uluyazı Köyü’nün bereketi, 1970’lerin zorlu coğrafyasında bir kahramanı, Mehmet Baysal’ı büyüttü. İlkokul sıralarını köyünün sessizliğinde aşan bu yiğit adam, ortaokul eğitimini Şanlıurfa’nın hareketli atmosferinde tamamladı. O, sadece bir köylü çocuğu değildi; o, hem toprağa kök salan hem de göklere uzanan bir iradenin timsaliydi.
ADANMIŞLIK YEMİNİ VE İNŞA EDİLEN HAYAT
Mehmet Baysal, mesleği gereği bir Müteahhit’ti; binalar inşa ediyordu. Ama onun asıl gayesi sadece tuğlaları üst üste dizmek değildi; o, geleceğe dair bir inancı inşa ediyordu. Bu inanç onu, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İl teşkilatının saflarına taşıdı. O, ailesi için bir direk, davası için ise yıkılmaz bir kale oldu. Evliydi; arkasında, uğruna savaştığı sekiz geleceği, beş kızını ve üç erkek evladını bırakmıştı. Onun için mücadele, kendi kanından olan sekiz cana dürüst bir miras bırakma yeminiydi.
TEHDİTLERİN GÖLGESİNDE BİR DİRENİŞ DESTANI
Onun duruşu, karanlık güçlerin gözünü kamaştırıyordu. O, biliyordu ki doğru yolda yürümek, ağır bir bedel ister. Hainler, alçakça saldırılarla ve tehditlerle defalarca onun yolunu kesmeye çalıştı. Mehmet Baysal, bu tehdit fırtınası altında geri adım atmadı, göğsünü siper etti. Her saldırı, onun kararlılığını biraz daha çelikleştirdi. O, hayatını değil, inancını korumak için yaşıyordu.
HİLVAN KIRSALINDA KURULAN İHANET PUSU
Takvimler 01 Aralık 1979’u gösterdiğinde, Şanlıurfa semaları ağır bir kederle kaplanmak üzereydi. Vatanın birliğini ve dirliğini hedef alan hain bölücü Marksist örgüt mensupları, o gün Hilvan Kırsalında alçakça bir pusu kurdular. Onlar, karanlığın sessizliğini silah olarak kullandılar.
Mehmet Baysal, karanlığın üzerine cesaretle yürüyordu. Bu, önceden aldığı tehditlerin, defalarca yüzleştiği saldırıların nihai sonucuydu. O anın detayları, mücadele anının gürültüsü tarihin sessizliğinde kalsa da; bilinen tek şey, o yiğit adamın, alçakça açılan ateşin karşısında dimdik duruşudur. O, neye yürüdüğünü biliyordu.
01 ARALIK 1979: ŞEHADET VE EBEDİYET
Dava adamı, müteahhit, baba ve ülkücü Mehmet Baysal, Hilvan kırsalında aldığı kurşun yarasıyla yere düştü. O kurşun, bir bedeni susturabilirdi; ama o kurşun, sekiz evladın babasının adanmışlığını sonsuzluğa taşıyan bir mühür oldu. O, şehit düştüğü Şanlıurfa topraklarına, kanıyla, birliğin ve mücadelenin sarsılmaz ruhunu yazdı.
Adı, tehditlere boyun eğmeyenlerin ve vatan için canını feda edenlerin destanına kazındı. Mehmet Baysal, 01 Aralık 1979’da hayatını feda ederek, karanlık güçlere karşı verilen onurlu savaşın ölümsüz bayrağı oldu.
"Bazıları diz çökmeyi reddeder ve feda ettikleri hayat, bir millete ayakta durmayı öğretir."