"Kimi zaman en büyük cepheler, sıradanlığın perdesi ardına gizlenir; orada, inandığı değerler uğruna yürüyenler, hayatlarını bir yemin gibi yaşarlar."
KÖK SALAN YİĞİT: KAZIM (KASIM) YILDIZ
Elazığ’ın sarsılmaz toprağından doğan, adını bazen Kazım, bazen de Kasım olarak taşıyan bu yiğit, 1979 yılının karanlık günlerine bir yıldız gibi doğmuştu. O, sadece bir birey değil, kadim bir coğrafyanın ruhunu, inancını ve davasını temsil eden bir timsaldi. Doğduğu şehir, aynı zamanda onun ruhunu ve mücadelesini emanet edeceği kutsal toprak olacaktı. Hayatı ve idealleri, memleketine olan sarsılmaz bağlılığının en güçlü destanıydı.
VATAN HİZMETİ VE MÜCADELE MEYDANI
Kazım Yıldız, Elazığ Belediyesi’nde sayaç kontrol memuru olarak görev yapıyordu. Bu, sıradan bir meslek olarak görülebilirdi; ancak 1970’lerin kutuplaşmış ve ateş hattına dönmüş ortamında, devletine hizmet eden her duruş, başlı başına bir cesaret eylemiydi. O, sadece sayaçları değil, aynı zamanda ülkücü duruşunu da her gün, adım adım taşıyordu. O, hayatını mesleki disiplini ile inancının tavizsizliğini birleştiren, yorulmaz bir hizmetkâr olarak sürdürdü. Kalbinde taşıdığı iman ve alnındaki ak alınlık, onun zırhıydı.
01 ARALIK 1979: KARARLIĞIN DÖNÜM NOKTASI
Takvimler, 01 Aralık 1979 Cumartesi gününü gösterdiğinde, Elazığ şehri soğuk bir kış gününe uyanmıştı. Ancak bu tarih, Kazım Yıldız’ın hayat çizgisinin bittiği değil, ebediyete yükseldiği anın başlangıcıydı. O gün, Yenicamii yakınlarında, pusunun gölgesinin düştüğü bir noktada, kahramanımız görevini icra ederken, karanlık zihniyetin temsilcileriyle karşı karşıya geldi.
HAİN BİR PUSU VE SON NEFESE KADAR DİRENİŞ
Kazım Yıldız, temsil ettiği değerler ve sarsılmaz inancı yüzünden hedef seçilmişti. Komünist militanlar tarafından uğradığı saldırı, mert bir çarpışma değil, haince düzenlenmiş bir pusu idi. İnancının çeliği ile bıçakların soğukluğu çarpıştı. Aldığı bıçak darbeleri, sadece bedenine değil, bir milletin vicdanına da saplanmıştı. O anda, omuzlarında taşıdığı tüm değerlerin ağırlığıyla, canını hiçe sayarak duruşunu bozmadı. O, yere yığılırken bile, adanmışlığın onurunu taşıyordu.
ŞEHADETİN NÖBETİ VE EBEDİ UĞURLAMA
Ağır yaralı olarak Elazığ Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastane koridorları, yiğitliğin son nöbetine şahit oldu. Hekimlerin tüm çabasına rağmen, o günkü saldırının şiddeti çok büyüktü; Kazım Yıldız, müdahalenin yetersiz kaldığı o anda, hayata gözlerini yumarak şehadet makamına erişti.
Memleketine hizmet eden bir memur, inancına adanmış bir ülkücü olarak, doğduğu topraklarda şehit düştü ve Elazığ’da ebedi istirahatgâhına defnedildi. Kazım (Kasım) Yıldız’ın bıraktığı iz, sadece bir ölüm tarihi değil, bir milletin vicdanında yanan onur ateşinin sembolüdür.
"O, adını taşıdığı toprağın derinliklerine gömülürken, bir memurun fedakârlığının, tarihin en keskin sayfalarına nasıl bir kahramanlık mührü vurduğunu bütün dünyaya ilan etti."