"Bazı hayatlar kısa sürer, ama attıkları iz çağlar boyu sürecek bir destanın başlangıcıdır."
KÖKLERİNDEN YÜKSELEN İMAN
O, Anadolu’nun derinliğinden kopup gelen bir yiğitti. Hayatının hikayesi, Tokat ilimizin bereketli topraklarında, Erbaa ilçesine bağlı Geleğin Çamdibi köyünde başladı. Adı, tarihten güç alan bir duruşun sembolüydü: ERTUĞRUL KAYA. Henüz bir fidanken, ailesiyle birlikte metropolün çetin rüzgarları altında mücadele vermek üzere İstanbul Bağcılar’a yerleşti. Ancak mekan değişse de, yüreğinde taşıdığı saf inanç ve adanmışlık asla değişmedi.
ON YEDİ YAŞINDAKİ YEMİN
O, sadece bir öğrenciydi; Bağcılar-Barbaros Lisesi’nin son sınıfında, geleceğe dair hayaller kuran, hayatının baharında bir genç. Fakat Ertuğrul, sınıf arkadaşı olmanın ötesinde bir sorumluluk taşıyordu. O, 17 yaşının tüm coşkusu ve kararlılığı ile inandığı değerlerin nöbetçisiydi. Üniversite sıralarını hedefleyen yaşıtları gibi, o da ilmin peşindeydi; ama aynı zamanda bir idealin sarsılmaz savunucusu olmayı seçmişti. Bu genç yaşta yüklendiği misyon, onu sıradan bir lise öğrencisi olmaktan çıkarıp, zorlu bir mücadelenin neferi haline getirmişti.
BARBAROS LİSESİ’NDE SON NÖBET
Tarih 30 Kasım 1995’i gösterdiğinde, İstanbul’un soğuk kış günlerinden biri yaşanıyordu. Ertuğrul Kaya, davasına olan sadakatinin en somut ifadesi olan o kutsal "nöbet" görevini ifa ediyordu. Bilgiyi savunduğu, geleceğe hazırlandığı o okulun kapısında, ruhunun bekçiliğini yapıyordu. O gün, sadece bir okulu değil, temsil ettiği tüm manevi değerleri koruyordu.
Bütün saflığına ve gençliğine rağmen, karanlık bir tuzak kurulmuştu. İki komünist militan, cesaretin değil, sinsiliğin dilini kullanarak saldırıya geçti. Ertuğrul Kaya, on yedi yıllık kısa ömrünün en kritik anında, inancının gerektirdiği o sarsılmaz duruşu sergiledi. Karşısında sayısal üstünlük ve silahların vahşeti vardı; ama o, yüreğindeki adanmışlıkla tek başına durdu. Silahlı saldırı neticesinde ağır yara aldı. Vücudu yaralanmıştı, ama ruhu ve duruşu zedelenmemişti.
ŞEHADETİN SON NEFESİ
Ağır yaralı Ertuğrul Kaya, son bir umutla İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastanenin bembeyaz koridorları, genç bir kahramanın son mücadelesine tanıklık ediyordu. Hekimlerin tüm çabaları, hayatını davasına adamış bu fidanı kurtarmaya yetmedi.
O, 30 Kasım 1995 tarihinde, 17 yaşında, öğrencilik heyecanıyla dolu bir dönemde, zalim bir saldırı sonucu Hakk’a yürüdü. Ertuğrul Kaya, fani dünyanın acılarından azade kılınarak, mübarek "şehadet şerbetini" içti. O gün İstanbul, sadece bir evladını değil, idealist bir neslin en genç ve en cesur neferlerinden birini kaybetmişti.
"On yedi yaşında bir fidan devrildiğinde, ardında sadece bir tarih değil, sarsılmaz bir iman ve duruş bıraktı."