"Bazı hayatlar mürekkeple değil, ebedi bir adanmışlığın kırmızısıyla yazılır."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİN YÜKÜ
O, sadece ticaret yaparak geçimini sağlayan bir tüccar değildi; o, Malatya'nın çetin topraklarında duruşuyla var olan bir ülkü neferiydi. Adı Mehmet Sebzeci’ydi. Hayatını kazandığı meslek ticaretti, ama ruhunu besleyen tek sermaye, inandığı değerlerdi. 1980 yılının karanlık ve puslu günlerinde, Malatya sokakları ideolojilerin çarpıştığı bir harp meydanına dönmüşken, o, sessiz fedakârlığıyla bu mücadelenin onurlu bir parçası oldu.
BİR TÜCCARIN ADANMIŞ RUHU
Malatya’nın çarkları dönerken, Mehmet Sebzeci de dürüst ve onurlu bir hayat sürüyordu. Ancak sivil yaşamının ardında, milletine duyduğu sonsuz sevgi ve adanmışlık yatıyordu. O, cephede kılıç sallamayan, fakat tehlikenin göbeğinde, vicdanının sesini dinleyerek ayakta kalan bir kahramandı. Ticareti, hayat mücadelesini sürdürme aracıydı; ancak asıl mücadelesi, fikri ve milli varoluş mücadelesiydi.
29 KASIM 1980: KARARLILIKLA YÜRÜNEN YOL
29 Kasım 1980 sabahı, hayatın olağan akışı içinde, Mehmet Sebzeci arabasındaydı. O an, idealleri uğruna bedel ödeyeceği karanlık bir pusuya doğru ilerlediğini bilmiyordu. Pusuyu kuranlar, devrimci solcu ve komünist militanlardı; sayıları üçtü. Üç karanlık gölge, bir kişinin kararlılığına kastetti.
O anlar, Mehmet Sebzeci’nin son, en büyük direnişini gösterdiği bilinmez anlardır. Detaylar kayıp olsa da, bu hain saldırı, O’nun duruşunun büyüklüğünü kanıtlar. Silahlı ve sayıca üstün saldırganlar, o onurlu tüccarı arabasında ağır yaraladılar. Bu, basit bir cinayet girişimi değil, bir davanın temsilcisine sıkılan kurşunlardı.
SON NEFES VE YÜCELİŞ
Ağır yaralı Mehmet Sebzeci, hemen hastaneye kaldırıldı. Hekimler ve tüm imkânlar, O’nun hayat ipini tutabilmek için seferber oldu. Hastane koridorları, bir kahramanın geri dönmesi için verilen umut dolu savaşın sessiz tanığıydı. Ancak yoldaşı olduğu davanın bedeli ağırdı.
Tüm çabalara rağmen, Mehmet Sebzeci, vücuduna aldığı yaralara direnemedi. O, ticaretiyle geçinen bir adam olarak hayata veda etmedi; inandığı değerler uğruna canını feda eden bir ülkücü şehit olarak ebediyete intikal etti. 29 Kasım 1980, onun Malatya topraklarında verdiği son nefesin, destansı bir fedakârlığa dönüştüğü tarihtir. O, sadece bir hayatını kaybetmedi, inançlarını ölümsüzleştirdi.
"O, sadece malını kaybeden bir tüccar olarak değil, davasından asla vazgeçmeyen bir nöbetçi olarak düştü."