"Vatan, uğruna can verilenlerin adıdır. Mehmet Yaşar gibi destan yazanlar ise, o adı kıyamete dek yaşatanlardır."
KİMLİĞİ VE ATEŞTEN DOĞUŞU
Şanlıurfa’nın kadim topraklarında, henüz 22 yıllık hayatıyla çağlar boyu sürecek bir iz bırakan bir yiğitti o: Ülkücü Şehit Mehmet Yaşar Mağat. O, sıradan bir hayat sürmek için yaratılmamıştı; ruhu, daha kundaktayken kutsal bir emanetle mühürlenmişti. Zira babası Mustafa Mağat, Şanlıurfa MHP İl Teşkilatının kurucuları arasında yer alarak, Yaşar’a sadece bir soyadı değil, sarsılmaz bir ülkücülük mirası bırakmıştı. Ailece MHP’li ve adanmış olmaları, onun hayat çizgisini daha en baştan belirlemişti. Ticaret Meslek Lisesi mezunuydu; ancak asıl mektebi, alın teri döktüğü babasının hal pazarındaki dükkânında, millet sevdası için yürüttüğü mücadelesiydi.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Henüz genç yaşında, omuzlarına ağır bir yük almıştı: MHP Gençlik Kolları Başkanlığı. Mehmet Yaşar, gençliğin sesi, davanın umudu haline gelmişti. Ancak bu duruşun büyük bir bedeli vardı. Düşmanları, onun yılmaz cesaretinden ve teşkilatçılığından öylesine korkuyorlardı ki, POL-DER’li polislerin tertipleri ve alçakça iftiraları peşini bırakmadı. Defalarca tutuklandı, karanlık zindanlarda işkencenin en ağırına maruz kaldı. Her darbe, onun bedenine değil, kararlılığına vuruluyordu; lakin 22’lik bu fidan, eğilmedi, bükülmedi ve yılmadı. Her eziyetten daha da güçlenerek çıktı; acı, onun inancını bileyen bir çelik oldu.
İKİ YİĞİDİN SON YOLCULUĞU
29 Kasım 1978 sabahı, kaderin en acımasız sayfaları açılıyordu. Baba ve oğul, Mustafa Mağat ve Mehmet Yaşar Mağat, her zamanki gibi evlerinden çıktılar. Adımları, hal pazarındaki dükkânlarına doğru gidiyordu; ancak bilinmeyen, o gün dükkân yerine şehadete yürüyor olmalarıydı. O sabah, Şanlıurfa sokaklarında atılan her adım, fedakârlığın en yüksek zirvesine doğru tırmanış demekti.
KAN VE YİĞİTLİK
Sanat okulunun bulunduğu sokağa girdiklerinde, zifiri karanlığın hazırladığı pusu onları bekliyordu. Bölücü-komünist hainler, iki kahramanı hedef almış, namertçe bir saldırı planlamışlardı. Kurşunlar, gökyüzünden değil, pusunun alçaklığından yağmaya başladı. Bu, basit bir saldırı değil, davanın kökünü kazıma girişimiydi. Mehmet Yaşar Mağat, henüz 22 yaşında, babasının yanı başında, karanlığa bir meşale gibi düştü; olay yerinde şehadet mertebesine erişti.
Ancak bu kahramanlık destanı burada bitmedi. Babası Mustafa Mağat, vücuduna saplanan kurşunlara rağmen yiğitçe direndi, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Lakin vatanın bekası için verilen bu savaşta, baba da oğlunu yalnız bırakmadı. Mustafa Mağat da kurtarılamayarak şehit oldu ve oğlunun ardından, aynı gün kutlu bir şerefe yürüdü.
Olay yerinde bulunan tam 41 adet kovan, bu saldırının ne denli hunharca ve alçakça yapıldığının sessiz şahidi oldu. Baba ve oğul, aynı davaya adanmışlıkları gibi, aynı gün canlarını feda ederek, Türk milletinin destanına kanlarıyla yazılmış ölümsüz bir bölüm eklediler. Onlar, ölmediler; sadece toprağa değil, sonsuzluğa gömüldüler.
"Onlar yürüdüler ve düşmediler; sadece toprağa değil, milletin kalbine kök saldılar, vatanın birliğini ölümsüzleştirdiler."