"Bazı ruhlar, fırtınanın ortasında doğar ve yaşları değil, duruşları tarihe yazılır."
ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜZÜ
Adı Süleyman Topak. O, Kayseri topraklarında 1962 yılının güneşiyle dünyaya gelmiş bir yiğit evlattı. Ancak kader, ona uzun bir ömür değil, şerefli ve kısa bir destan yazmıştı. Takvimler 28 Kasım 1979’u gösterdiğinde, henüz on yedi yaşındaydı. Birçok kişinin hayatı tanımaya başladığı bu kırılgan çağda, Süleyman, inancının en çetin mücadelesini veriyordu. Eğitimini ortaokulda tamamlamış olsa da, ruhunu ve zihnini kendi çabasıyla yetiştirmiş, keskin bir bilince sahip olmuştu. O, babasının Kiçikapı’da bulunan saatçi dükkânında çalışıyor, zamanı değil, ülkülerini sayıyordu.
ATEŞ ÇEMBERİNDE BİR DİRENİŞ
Süleyman Topak, sadece bir semtte ikamet etmiyordu; o, mücadelenin tam kalbinde duruyordu. Ailesinin Esenyurt Mahallesi’ndeki evi, komünist unsurların ağırlıkta olduğu bir bölgenin ortasındaydı. Bu durum, günlük yaşamını bir mevziye çevirmişti. Defalarca saldırıya uğradı. Baskı, tehdit ve şiddet onu sindirmek için üst üste geldi.
Fakat Süleyman, bir kayaya çarpan dalga gibi, her saldırıda daha da sertleşti. O, ne yılabilirdi ne de yıldırılabildi. Duruşu, inancının sarsılmaz bir abidesiydi. Çevresindekiler, bu genç kahramanın adeta şehitliği beklediğini fısıldıyordu. Bu fedakârlık hissi, onun günlük defterindeki satırlara ve resimlere de yansımış, zamana karşı direnen bir ruhun sessiz tanıkları olarak kalmıştır. O, tehlikeyi bile bile, davasından asla geri adım atmamıştır.
SON GÖREV VE O KARANLIK AKŞAM
O uğursuz gün, 28 Kasım 1979 akşamı yaklaşırken, Süleyman en insani ihtiyacının peşindeydi. Kulağından duyduğu rahatsızlık nedeniyle ilaç almak için eczanenin yolunu tuttu. Ancak kader, onu ilk eczaneden alıp, Kayseri’nin Kiçikapı semtinde bulunan bir başkasına yönlendirdi.
Bu, onun son adımı olacaktı. Hayatının, dükkânının ve mücadelesinin geçtiği Kiçikapı, bu kez hain bir pusuya sahne olmak için hazırlanıyordu.
KAHPE TUZAK VE EBEDİYET YOLCULUĞU
Akşamın alacakaranlığı çökerken, kahpe eller Kiçikapı’da ona tuzak kurdular. Süleyman, en savunmasız, en masum anında yakalandı. Sinsice, bir kahramanlık meydan savaşında değil, karanlığın perdesi altında kurulan kalleş bir tuzakla; haince kurşunlarla hedef alındı.
Bu saldırı, onun mücadelesini durduramadı; tam tersine, onu ebediyete taşıdı. Süleyman Topak, bedenini bu vatan uğruna bir kalkan yaparak, hayatı boyunca arzuladığı ve beklediği şehitlik mertebesine 17 yaşında ulaştı. O, bir pusunun kurbanı değil, davasına adanmışlığın yüce nişanesidir. Hacılar ilçesinde, Kayseri toprağında düşen her damlası, bu genç yaşta verilen mücadelenin mühürüdür.
"On yedi yıllık kısa bir ömür, imanın ve cesaretin destanına mühürlenmiştir. O, ölmedi; ebedi nöbete kalktı."