"Yirmi üç bahara sığan hayatlar vardır; ancak o hayatların feda edilişi, bir milletin ebedi yolculuğuna ışık tutar."
ANKARA’NIN MÜTEVAZİ YILDIZI
Adı Cahit AÇIKBAŞGİL’di. Kahramanlığı, büyük saraylarda değil, Ankara’nın dar sokaklarında filizlendi. Doğduğu toprağın tam adını bilmesek de, o, vatan toprağının her köşesinden fışkıran fedakârlığın bir timsaliydi. Yalnızca 23 yıllık bir ömür verilmişti ona; gençliğin baharında, yüreğinde büyük bir dava ateşiyle yanıyordu.
O, sıradan bir hayatın yiğit adamıydı. Kolları nasırlı, alın teri kurumayan bir işçiydi. Ankara Kartaltepe’de, gösterişten uzak, tek katlı bir evde yaşıyordu. Hayatını; şükürle, tevazuyla ve adanmışlığın onuruyla dokumuştu. Onun için zenginlik, cepteki para değil, taşınan davanın ağırlığıydı.
KARTALTEPE’DEN YÜKSELEN SES
Yıl 1979’du. Memleketin üzerine karanlık bir sis çökmüş, ihanet kol gezmekteydi. İşte bu çetin çağda, Cahit AÇIKBAŞGİL gibi ülkü erleri, sessiz sedasız direnişin en ön saflarında duruyordu. Onların duruşu, kuru bir siyasetten ibaret değildi; bir inanç, bir namus bekçiliğiydi.
Ne bir rütbe ne de unvan peşindeydi; o, sadece ülküdaşlarının yanında, hakikatin sancağını yere düşürmemek için mücadele ediyordu. Onun hayatı, bir işçinin mesai saatleri arasına sıkışmış, ancak davası, zamandan ve mekândan bağımsız, yüce bir yeminle mühürlenmişti.
19 KASIM: VURULAN YEMİN
O karanlık gün, 19 Kasım 1979. Gözleri kinle bürünmüş, milletin birliğine kast edenler; komünistler, Cahit Ülküdaşımıza saldırdılar. Bu, ne bir tartışma ne de adil bir mücadeleydi; bu, karanlığın ışığa karşı planladığı alçakça bir pusu, bir ihanet vuruşuydu.
Cahit, imanından aldığı güçle direndi, ancak vicdansız darbelerle ağır yara aldı. Vücudu yıkılsa da, ruhu ve davası dimdik ayakta kaldı. O, idealleri uğruna kanını feda etmekten çekinmedi, son nefesine kadar o kutsal sancağı göğsünde taşıdı.
BİR HAFTA SÜREN KAHRAMANLIK
Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Bir savaşçı, sessiz sedasız bir mücadeleye girmişti: Koma. Tam bir hafta boyunca, hayata tutunma mücadelesi verdi. Hastane yatağı, onun için davasından dönmeyeceği son siper olmuştu.
Ancak kaderin yazdığı bir son vardı. O yedi gün, sadece komada geçirilen zaman değil, Cahit’in ruhunun dünyaya veda etmeden önceki son destansı direnişiydi. Her saniye, onun adanmışlığının, çilekeşliğinin ve sabrının bir kanıtıydı. O hafta, ülküdaşlarının yüreğinde bir umut fırtınası estirdi, ancak Cahit, artık ölümsüzlerin safına katılmaya hazırlanıyordu.
27 KASIM: ŞAHADETİN ZİRVESİ
Takvimler 27 Kasım 1979’u gösterdiğinde, Cahit AÇIKBAŞGİL, fani dünyanın bütün ağırlıklarından kurtularak, en yüce mertebeye ulaştı. Ankara’da, ülkü uğruna canını feda eden 23 yaşındaki işçi; şahadet şerbetini içerek, adını ebediyete yazdırdı.
O, yirmi üç yıllık ömründe sadece bir işçiydi; ancak şahadetiyle, adanmışlığın, fedakârlığın ve cesaretin en büyük eserini inşa etti.
"Şehitler ölmez; onlar, geride bıraktıkları yüreklerde yanan sönmez bir meşale, bir milletin vicdanında yankılanan sarsılmaz bir yemindir."