“Görev biter, vatan görevi bitmez; bedel ödenir, dava ödenmez.”
YÜREĞİ BURSA'DA YEŞEREN KAHRAMANIN KİMLİĞİ
O, toprağın ta kendisiydi. Doğduğu yer olan BURSA, aynı zamanda onun ebediyete uğurlandığı kutsal vatan parçasıydı. Hayatı ve kaderi, adanmışlık ve alın teriyle yoğrulmuştu. O, yalnızca bir birey değil, zorlu bir çağın sarsılmaz inancının temsilcisiydi: ÜLKÜCÜ ŞEHİT OSMAN ŞAHİN.
ALIN TERİ VE İDEAL: ADANMIŞLIĞIN NEFERİ
Osman Şahin, ülkesine hizmeti sadece sözle değil, emeğiyle de verenlerdendi. Mesleği bir İŞÇİ olmak, bir tekstil fabrikasında ise USTABAŞI olarak sorumluluk taşımaktı. Eli nasırlı, yüreği ise çelik gibiydi. O, sadece iplikleri değil, nesillerin geleceğini de sağlam dokumak isteyenlerdendi.
Bu zorlu meslek hayatının yanı sıra, ruhunu bir davaya adamıştı. Bursa’nın sancılı yıllarında, karanlığa karşı bir fener gibi yanan Bursa Ülkücü İşçiler Derneği’nin yılmaz bir üyesiydi. Gündüz fabrikada vatanına katma değer üretir, akşam ise dernekte milletinin bekası için omuz verirdi. O, inancını cübbesi değil, tulumu ile taşıyan gerçek bir neferdi.
O SON VARDİYA, O SON YOLCULUK
Takvimler, karanlık bir sonbahar gününü, 26 KASIM 1978’i gösteriyordu. Osman Şahin, her zamanki gibi günün yorgunluğunu omuzlarında taşıyarak, işinden çıkmış, yuvasına doğru yürüyordu. Bu, rutin bir adımdı; ancak ne var ki, memleketin üzerine çöken kin ve nefret, o gün yollarını kesmek için harekete geçmişti.
Zira o dönem, sokakları dahi zehirleyen bir ideolojik savaşın en ağır bedelleri ödeniyordu. Kin ve nefretle yoğrulmuş beyinli komünistler, barışın ve emeğin temsilcisi olan Osman Şahin’i hedef seçmişti. Kahramanımız, bir cephede değil, günlük hayatın ortasında, en savunmasız anında, sadece evine yürüdüğü için hedef alınmıştı.
PUSU VE ŞEHADETİN KIZIL DAMGASI
O karanlık eller, pusunun alçaklığını kuşanmıştı. Haksızlık, adaletin göğsüne silah doğrulttu. O gün, BURSA sokaklarında, vicdanın sesi alçakça susturuldu. Komünistlerin silahları ateşlendi. Bu, bir çatışma değil, bir infazdı; davasından dönmeyen, inancından vazgeçmeyen bir yiğide karşı kurulan kalleş bir tuzaktı.
Osman Şahin, yürüdüğü yolda, inandığı dava uğruna vuruldu. O kurşunlar, yalnızca bir işçinin bedenine değil, dürüstlüğün ve adanmışlığın onuruna isabet etti. Karanlık, sadece bir canı söndürmüştü, ama onun bıraktığı iz, aydınlık bir meşaleye dönüştü.
26 KASIM 1978 günü, Bursa toprağı, bir ustabaşının, bir işçinin, bir Ülkücünün kanını içerek şehadetine şahit oldu. O, bedenini düşmana siper ederek, vicdanları uyandıran büyük bedeli ödemişti.
“O, işçiydi, ustabaşıydı ve o gün; vatanın adanmışlık defterine adını ebediyete yazdıran bir kahramandı.”