"Bazı insanlar sadece yaşar. Bazıları ise, 23 yıllık kısacık ömrüne bir yemin, bir adanmışlık ve ebedi bir destan sığdırır."
ŞANLIURFA’NIN YİĞİT NEFERİ
Şanlıurfa topraklarında doğan ve adına layık bir yiğitlik sergileyen ÜLKÜCÜ ŞEHİT MEHMET KOYUNCU, henüz 23 baharını görmüş bir fidan iken, hayatını kutsal bildiği davasına adamış bir kahramandı.
BİR HİLAL UĞRUNA ATILAN YEMİN
O, çiftçilikle toprağın bereketini sırtında taşıyan, aynı zamanda bir otobüs işletmecisi olarak yolları adımlayan, hayatın zorlu yükünü omuzlayan genç bir vatan evladıydı. Daha bekardı; henüz bir yuva kurmaya fırsat bulamamış, ancak gönlünü vatan ve millet sevdasına adamıştı. Kaderi, lise sıralarında çizildi; Ülkücülükle ve Ülkü Ocaklarının sarsılmaz duruşuyla tanıştığı an, sadece bir üye değil, bu büyük davanın yeminli ve kararlı bir neferi oldu. Askerliğini bitirdikten sonra dahi, cepheden dönse bile, ideallerinin mücadelesinden asla vazgeçmedi. Mehmet Koyuncu, hayatını iki kutsal görevin arasında dengelemeyi seçmişti: toprağı işlemek ve ülkü yolunda yürümek.
YUSUFPAŞA'DAKİ KARANLIK PUSU
Takvimler 26 KASIM 1979’u gösterdiğinde, Şanlıurfa’nın Yusufpaşa mahallesi, kinin ve nefretin en acımasız biçimde dışa vurulduğu bir ihanet sahnesine dönüştü. Bölücü-komünist unsurlar, Mehmet Koyuncu’ya karşı namlularını hazırlamış, alçakça bir pusu kurmuşlardı. Düşmanın namlularından fışkıran ateş, sadece kurşun değil, bir milleti bölme arzusuydu.
O an, sadece Mehmet’in hayatı değil, yanında bulunan amcası Mahmut Koyuncu da tehlikedeydi. Amcası ağır yara almış, kahramanımız ise o karanlık çemberin tam ortasında kalmıştı. Mehmet Koyuncu, geriye çekilmeyi reddeden bir inançla, davasının ve ailesinin onurunu sonuna kadar savundu. O, hayatını adadığı ülkü uğruna, canını feda etme pahasına bile olsa, zalimin karşısında dik durdu.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Mehmet Koyuncu’nun mücadelesi, ne yazık ki, düşman namlularının son nefretiyle son buldu. 23 yıllık kısa ömrünün son anında, Yusufpaşa’da ülkü yolunun en yüksek mertebesine, şehadete erişti.
O, 26 KASIM 1979 günü, sadece bedenen düştü; ancak geride bıraktığı kahramanlık ve adanmışlık mirası, Şanlıurfa’nın ve davanın hafızasına ebedi bir mühür olarak kazındı. Aziz naaşı, manevi huzuru Harran mezarlığında, doğduğu toprağın bağrında ebedi istirahatgâhına defnedildi.
"O gün, Urfa semalarında genç bir yiğidin şehadetiyle, ülkü yolunun ateşi sönmedi; aksine, adı her anıldığında yeniden alevlenen bir meşaleye dönüştü."