"Bazı hayatlar bir kitaba sığmaz; sadece bir destana sığar. Onlar, en kutlu görev için en genç yaşta adanmışlardır."
MERİÇ DİKİCİ: KIRKLARELİ'NDEN YÜKSELEN GENÇ BİR YİĞİT
Kırklareli’nin Pınarhisar topraklarında filizlenmiş, fakat adanmışlığın ateşini İstanbul’un kalbinde yakmış bir kahramandı o. Adı, Meriç Dikici. 25 baharına henüz ulaşmıştı, hayatının en verimli çağında. Bir yuvaya sahipti, evliydi. İstanbul’un Zeytinburnu-Şabanağa semtinde mütevazı bir hayat kurmuştu. O, sadece bir eş veya bir hemşehri değildi; aynı zamanda Tepebağ’da alın terini akıttığı, terzi makası üreterek ülkesinin üretimine katkı sunduğu bir esnaf, bir zanaatkârdı. Bu iki hayat, Meriç Dikici’nin kararlılığının simgesiydi: Hem milletine hizmet eden bir esnaf, hem de davasına adanmış bir ülkücü.
ADANMIŞLIĞIN ZİRVESİ: TEŞKİLATIN YÜREĞİ
1979 yılının o zorlu, karanlık günlerinde, Meriç Dikici geri durmayı seçmedi. Cesareti, onu sadece bir üye değil, bir lider yaptı. MHP İstanbul Zeytinburnu İlçe teşkilatının yönetiminde görev alarak, inandığı değerler uğruna sarsılmaz bir kale inşa etti. Bu yetmezmiş gibi, alın teri döken işçi kardeşlerinin de başkanı, yol göstereni oldu; Zeytinburnu Ülkücü İşçiler Derneği’nin liderliğini üstlendi. Onun için siyaset, kişisel bir çıkar değil, vatanın bekası için bir nöbet yeriydi. O, tehlikenin en yoğun olduğu dönemde davasına sırtını dönmeyen, en ön safta duran yiğitlerdendi.
SON SABAHIN HÜZNÜ VE BÜYÜK AŞK
Takvimler, onun son sabahı olan 22 Kasım 1979’u gösteriyordu. O gün, sıradan bir rutin, ebedi bir vedaya dönüşecekti. Tıpkı her sabah olduğu gibi, dükkânına bisikletiyle gidiyordu. Sabahın 08.00 sularında, Tepebağ Seyitnizam Caddesi’ne ulaştığında, kader anı onu bekliyordu.
Meriç Dikici’nin omuzlarındaki yük, o günlerde ağırlaşmıştı. Henüz 11 gün önce, baba olmanın tarif edilemez mutluluğunu yaşamıştı. Daha kundaktaki bebeğinin kokusu üzerindeyken, yeni yeşeren bu hayatın sorumluluğu ve sevinciyle yola çıkmıştı.
KARANLIĞIN PUSU VE KAHRAMANIN SON NEFESİ
İşte tam bu mutluluğun doruk noktasında, karanlık bir tuzak kurulmuştu. Caddeye vardığında, vatan düşmanı, hain bir pusu bekliyordu. Önüne çıkan 3 devrimci solcu militan, o yiğit ülküdaşımızı beklediklerini acı bir şekilde gösterdiler.
Bu, bir çatışma değil, namert bir infazdı. Zalimler, pusularını işleterek silâhlarını kararlılıkla davasına yürüyen Meriç Dikici’ye doğrulttular. O kahraman, inandığı değerler uğruna ne bir adım geri atmayı düşündü, ne de davasından vazgeçti. O hain mermiler göğsüne isabet ettiğinde, 25 yaşındaki genç bir lider, İstanbul’un kalbinde şehadet şerbetini içti.
EBEDİ MİRAS
Meriç Dikici, 22 Kasım 1979’da şehit edildi. Geriye, onurlu bir duruşun, adanmış bir liderliğin ve henüz 11 günlük olan masum bir mirasın hikâyesi kaldı. O, vatan ve dava aşkının, kişisel mutluluğun önüne geçtiği o çetin yılların unutulmaz sembolüdür. O, bir sabah yolculuğunda bisikleti üzerinde ebediyete yürüyen, genç yaşta bayrağı kanıyla mühürleyen bir kahramandır.
"Adı geçen her yerde, kundaktaki bebeği anımsanacak. Zira bazı kahramanlar, en büyük vedalarını, en büyük sevinçlerinin hemen ardından yaşarlar."