"Bir dava, sadece yaşarken savunulmaz; bazen en büyük savunma, uğruna ölünecek anı, inançla seçebilmektir."
KÖKLERİN ÇAĞRISI: BİTLİS'TEN ADANA'YA UZANAN MİRAS
O, sadece bir isim, bir tarih ya da bir yerleşim yeri değildi; Hüseyin Tarhan, inancın ve adanmışlığın altmış yıllık sarsılmaz bir destanıydı. Bitlis’in kararlı ruhunu sırtına yükleyerek Adana’ya göç etmiş, ancak ruhundaki vatan sevgisini hiçbir zaman yerinden oynatmamıştı. Altmış yıllık ömrünü, davasının ilk tohumlarının atıldığı günden (CKMP) bu yana, sarsılmaz bir sadakatle mühürlemişti. Onun duruşu, kuru bir siyasi bağlılık değil, ülküye verilmiş ömürlük bir yemindi.
SANCAĞI TAŞIYAN BİR ÇINARIN GÖLGESİ
Hüseyin Tarhan, ailesi için sadece bir baba değil, bir rehber, bir meşaleydi. Mirzaçelebi Mahallesi’ndeki yuvası, sadece bir ev değil, Ülkü Ocakları ruhunun beslendiği bir ocaktı. Oğulları, tıpkı kendisi gibi, vatan mefkûresinin aktif ve faal neferleri olarak tehlikenin tam ortasında duruyorlardı. O, altmış yaşında dahi, davanın çimentosu, kuşaklar arası köprüydü. Gözleri yaşla değil, sadece gururla doluydu; çünkü biliyordu ki, kendisinin taşıdığı sancak, yeni neslin ellerinde dimdik ayakta duracaktı.
21 KASIM 1980: SON HUZUR, SON YEMİN
Takvimler, karanlık bir çağın, 21 Kasım 1980 Cuma gününü işaret ediyordu. Hüseyin Tarhan, hayatının en temiz ve en kutsal anlarından birini yaşamıştı: Yeşilyuva Mahallesi’ndeki Yeşil Çelebi Camisi’nde yatsı namazını eda etmişti. O, ruhunu Allah’a teslim etmeye hazırlanırken, hayatını çoktan davaya teslim etmişti. Yüce bir huzurla caminin kapısından dışarıya, karanlığın üzerine adımını attı. Bilmiyordu ki, namazdan dönen bir çınarı susturmak için kalleş bir pusu kurulmuştu.
İMANIN KALESİNE SALDIRI VE EBEDİYET YOLU
Dışarıda, insanlıktan nasibini almamış üç komünist militan bekliyordu. Onların hedefinde sadece bir birey değil, camiden çıkan, inancına ve vatanına adanmış altmış yıllık bir duruş vardı. Hüseyin Tarhan, sinsi bir saldırının sonucunda, ibadet huzuru henüz yüreğinden silinmemişken, hain kurşunlarla hedef alındı. O kurşunlar, sadece Adana sokaklarını değil, vatan sevgisinin ne kadar büyük bir bedel gerektirdiğini gösteren bir gerçeği de delip geçti. O, mabedinin hemen eşiğinde, inandığı değerler uğruna, bir fedakârlık ve cesaret abidesi olarak ruhunu teslim etti.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
O kurşun sesleri Adana’yı titreterek bir kahramanın düştüğünü ilan etse de, Hüseyin Tarhan’ın şehadeti, milletinin yüreğinde ölümsüz bir sese dönüştü. O, 21 Kasım 1980’de Karşıyaka Mezarlığı’nın toprağına emanet edildi; ancak ismi ve altmış yıllık davası, Adana’nın üzerinde yükselen bir onur anıtı olarak kaldı. O, bir şehit olmaktan öte, nesillere aktarılan davanın, asla pes etmeyen ruhuydu.
"Bir dava adamı, hayatını bir namazın ardından şehadetle mühürlediğinde, artık o, sadece bir isim değil, geleceğe uzanan bir cesaret fısıltısıdır."