"Bazı insanlar gök kubbe altında doğar; bazıları ise, inandıkları değerlerin göğsünde ebedi bir yıldız olmak için..."
BİR YURDUN EVLADI: AHİTLER VE KÖKLER
Anadolu’nun kadim toprağı, Konya’nın Hadim İlçesi, Korvalan Kasabası’nda filizlendi o kahramanlık tohumu. Adı, Ahmet Bahar. O, sadece bir eş, sadece çocuklarına yuva olan bir baba değildi; o, kök saldığı topraklara karşı duyduğu sarsılmaz sevdanın bir yansımasıydı. Hayatın karmaşık yollarında hangi mesleği icra ettiyse etsin, onun ruhundaki en büyük unvan, milletine olan adanmışlığıydı.
LİDERLİĞİN VE İDEALİZMİN YÜKÜ
Ahmet Bahar, kuru bir siyasetçi değil, davasının önderiydi. MHP saflarında yönetici olarak aldığı görev, onun için bir makam değil, bir sorumluluk zırhıydı. Hatta o, kasabanın geleceğine yön vermek, ulusal vicdanı yerel idareye taşımak için Belediye Başkanlığı adaylığı onurunu da taşımıştı. O, sadece bir oy peşinde koşmuyordu; o, inandığı milli ve manevi değerlerin kasabanın her köşesine sinmesi için mücadele ediyordu. Ailesi vardı, hayatı vardı, ama o, hayatını ideallerinin mihrabına adamıştı.
KONYA'DA YAZILAN O KARANLIK GÜN: 27 KASIM 1976
Tarih 27 Kasım 1976’yı gösteriyordu. Bir mevsim, kışı ağırlarken; bir kasaba, sessizliğin ardından gelen fırtınayı yaşayacaktı. O gün, Konya’nın kalbinde, Korvalan’da, kasaba girişinde halkın bir araya geldiği o tanıdık mekânda gerilim yükseldi. Bu, sıradan bir tartışma değildi; bu, inancın ve vicdanın hedef alındığı alçakça bir saldırının başlangıcıydı.
İNANÇ İÇİN ATILAN SON ADIM
Karanlık bir gölge, devrimci solcu bir grubun sözlerinde hayat bulmuştu. Gözleri dönmüş bu grup, birliğin ve maneviyatın kutsal saydığı ne varsa, milli ve manevi değerlere ağır hakaretler ve küfürlerle saldırıyordu. O an, bir ülkücünün susması, vicdanının ölmesi demekti.
Ahmet Bahar, bir liderin duruşuyla, bir babanın kararlılığıyla bu menfur saldırıya tepki gösterdi. Geri çekilmedi, sessiz kalmadı. O, sadece söz hakkını değil, bir milletin onurunu savunuyordu.
KAHRAMANIN ŞEHADETİ VE EŞSİZ BEDELİ
Ancak o kutsal tepki, şiddetin en çirkin yüzüyle karşılandı. O an, aralarında CHP’li belediye başkanının 21 yaşındaki kayınbiraderinin de bulunduğu, Dayanışma Derneği Başkanı olan o kişi, sözlerin bittiği yerde silahını çekti.
Ahmet Bahar, inancını savunmanın en ağır bedelini ödedi. Namludan çıkan kurşun, doğrudan davanın kalbine isabet etti. Ağır yaralanan ülküdaşımız, yaşama tutunma mücadelesi verirken hastaneye yetiştirilmeye çalışıldı. Fakat o, kutsal yolculuğunu henüz hastaneye varmadan tamamladı. Ahmet Bahar, Konya sokaklarında şehadet şerbetini içerek ebediyete yürüdü.
Bu hain saldırıda bir başka ülküdaşımız da ağır yara almış, davası uğruna uzun ve çetin bir tedavi sürecine katlanmak zorunda kalmıştır. Ahmet Bahar, sadece bir ülküdaşını değil, bir aileyi, bir kasabayı geride bırakarak, adını tarihin ve davanın şeref sayfasına yazdırdı. O, sadece sözlü sataşmaya tepki veren biri değil, milli onurun ve manevi mirasın yıkılmaz bekçisiydi.
"Onun hikayesi, bir mermiyle bitmedi; o mermi, bir milletin vicdanına kazınmış sarsılmaz bir yeminin mührü oldu."