"Kimi hayatlar kısadır; fakat bir milletin kaderini sığdıracak kadar büyük bir vicdan barındırır."
I. YİRMİ BİR YILLIK YEMİN VE VİCDAN
O, henüz hayatının baharındaydı. Takvimler 21 Kasım 1979’u gösterdiğinde, Artvin’in bağrında yeşermiş bir fidan, Ülkücü Şehit Ekrem Enver Kocaman, kaderine doğru yürüyordu. Artvin'in toprağına ait, Artvin’de doğmuş bu yiğit, 21 yaşında, gencecik bir delikanlıydı.
Elleri nasırlı, alın teriyle geçinen bir zanaatkâr, bir esnaftı. Kardeşiyle omuz omuza marangozluk yapıyor, hayatı ahşap kokusuyla, alın teriyle inşa ediyordu. Enver, sadece bir meslek erbabı değil, aynı zamanda ruhunda taşıdığı büyük bir davanın da neferiydi; Ülkücü İşçiler Derneği’nin adanmış bir üyesiydi. Vatan borcunu ödemek için askere gitmişti ve o gün, dinlenmek, ailesini görmek için memleketine izne gelmişti. Bilmiyordu ki, bu izin, kendisini ebedi bir nöbete taşıyacak son veda olacaktı.
II. SON YOLCULUK: BİR ATÖLYEDEN CENNETE
Karanlık gölgelerin Artvin semalarını sarmaya başladığı o elim akşamüstü, Enver ve kardeşleri, gün boyu emek verdikleri marangozluk atölyesinden ayrıldılar. Sıradan bir gün bitmiş, yuvalarına, huzura doğru yola çıkmışlardı.
Ancak ideolojileri kana susamış, pusu kültürünü rehber edinmiş devrimci solcu komünist militanlar, Artvin sokaklarını bir ateş çemberine dönüştürmek için o anı bekliyorlardı. Kahramanlar, Artvin adliye binasını sadece 50 metre geçmişlerdi ki, kurulan sinsice pusu patladı.
III. O KARANLIK GÜN VE KAHRAMANIN TERCİHİ
Silahlar ateşlendi. Gözlerini kin bürümüş katil militanların mermileri, üç kardeşi çapraz ateş altında bıraktı. O an, panik ve dehşet içinde kaçmak mümkündü; ancak kahramanlar, kaçmayı değil, yüzleşmeyi seçer. Enver’in önünde sadece saniyeler vardı ve o saniyeler içinde, hayatının en büyük, en kutsal kararını verdi.
O, tereddüt etmedi. Kardeşlerini omuzlarına almadı; onlara kol kanat gerdi, onları kolları arasına aldı. Kendi hayatını feda ederek, canından çok sevdiği kardeşlerinin önüne bir duvar gibi dikildi. Enver’in 21 yıllık bozkurt bedeni, o an adeta bir çelik kalkana dönüştü.
IV. ON YEDİ KURŞUNLUK SİPER
Yağmur gibi yağan mermiler, Enver'in adanmış göğsüne isabet etti. O, bir milleti geleceğe taşıyacak olan vicdanı ve imanı uğruna, gelen her kurşunu karşıladı. Artvin’in sokakları, bir yiğidin en destansı fedakârlığına şahitlik etti: Tam on yedi (17) kurşun, Ülküdaşımızın bedenine saplandı.
Bu son nefes, kardeşlerinin canını kurtaran bir kalkan oldu. Ekrem Enver Kocaman, o karanlık gecede şehitlik mertebesine yükseldi. Onun bedenine saplanan her bir kurşun, Artvin’in hafızasına kazınan, silinmez bir kahramanlık mührüydü. İki kardeşi, ağır yaralı olarak bu ateş çemberinden kurtuldu; ancak bu kurtuluş, Enver’in canını ortaya koyuşu sayesinde gerçekleşti.
O, sadece bir can vermedi; kendisini bir kalkan yaparak kardeşlerinin yarınlarına nefes oldu. Artvin'in toprağı, 21 yaşındaki bir yiğidin vicdanıyla mühürlenmiştir.