"Bazı hayatlar uzun yaşanmaz; bir bayrağın gölgesinde tutuşturulmuş kısa bir manifesto gibidir."
YARIM KALMIŞ BİR MÜHENDİSLİK RÜYASI
Adı İSMAİL TIĞLI idi. Daha yirmi üç yaşındaydı; hayatın en verimli, en umut dolu çağında, ilmin ve geleceğin kapılarını aralıyordu. O, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin görkemli koridorlarında, Makine Mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisi olarak, sadece demire şekil vermeyi değil, ülkesinin yarınlarını da şekillendirmeyi hedefliyordu. Bilimden aldığı ışığı, kalbindeki vatan aşkıyla harmanlayan bir gençti. Fakat onun kaderi, laboratuvarlarda çizim tahtasının başında değil, milletinin bölünmezliğine adadığı imanının ön cephesinde yazılmıştı.
ANADOLU'NUN İLK YILDIZI: KASTAMONU'DAN YÜKSELEN SES
İsmail Tığlı’nın adanmışlığı, onu büyüten toprakların, Kastamonu’nun derin ruhundan geliyordu. Genç yaşına rağmen sıradan bir öğrenci olmayı reddetmiş, inancını eyleme dönüştürmüştü. Henüz memleketindeyken, zorlu bir dönemin ortasında, Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın kurucularından biri olarak destansı bir cesaret örneği sergilemişti. O, sadece bir öğrenci değil, zorlu bir yolda meşaleyi taşıyan bir liderdi. İstanbul’a getirdiği ruh, Anadolu’nun sarsılmaz sadakatini ve kararlılığını simgeliyordu.
BEYAZIT MEYDANI'NDA ASILAN SON SÖZ
Takvimler 21 Kasım 1975’i gösterdiğinde, kahramanlık destanının yazılacağı zemin, tarihin tanığı Beyazıt Meydanı oldu. Marmara Kıraathanesi’nin önü, binlerce İstanbullunun gelip geçtiği, nabzın attığı o kritik kavşak, İsmail Tığlı için son durak, son meydan okuma noktasıydı.
O gün elinde bir silah değil, sadece bir afiş vardı. Bu afiş, çelikten daha keskin bir inancı taşıyordu: "Türkiye Bölünmez Bir Bütündür."
Tehlikenin nefesini ensesinde hissederken, düşman militanların gölgelerinin etrafını sardığı o anda, İsmail Tığlı geri çekilmedi. O cümleyi asmak, sadece bir kağıt parçasını duvara tutturmak değil, karanlık zihniyetlere karşı çekilmiş en onurlu kılıçtı. O, o afişi asarken, bilinciyle ve iradesiyle kendi hayatını bir mühür gibi vatanının birliğine feda ettiğini biliyordu.
HÜRRİYET İÇİN DÖKÜLEN KAN VE EBEDİ MÜHÜR
Bu, kimsenin kaçamayacağı, binlerce kişinin gözleri önünde gerçekleşen bir vahşet anıydı. Komünist militanlar, asılan o kutsal cümleye tahammül edemedi. Afişi astığı anda, hain kurşunlar 23 yaşındaki o gencin göğsüne isabet etti. İsmail Tığlı, ne bir pusuya düştü ne de saklandı; o, inancını sergilediği en aleni anda, en yüksek fedakârlığı yaparak şehit oldu. Makine Mühendisliği hayali yarım kaldı, fakat geriye bıraktığı o tek cümle, 21 Kasım 1975 tarihinde, İstanbul’un kalbinde, tüm nesiller için okunacak destansı bir ders bıraktı. O, bir posteri asarken, kendi canını ulusunun bütünlüğü için bir bedel olarak ödedi.
"O kurşunlar sadece bir bedene isabet etti; fakat asılan o cümle, zamana meydan okuyan bir mühür olarak Beyazıt’ın ruhuna kazındı."