"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, adanır. Onlar ki, son nefeslerini dahi davanın eşiğinde, vazifelerinin başında verirlerdi."
I. YOZGAT'TAN YÜKSELEN İMANIN SESİ: BİR KAHRAMANIN KİMLİĞİ
Anadolu’nun sinesinden, yiğitliğin beşiği Yozgat’ın Şefaatli ilçesinden, Dedeli Köyü’nden yükseldi sesi Necip Altınok’un. O, yalnızca bir isim değildi; ülkü denilen o çelikten inancın, toprağa düşen en kıymetli tohumuydu. Genç yaşında, henüz 29'undayken, evli bir eş ve iki masum çocuğun babası olarak, omuzlarına yüklediği ağır sorumlulukla Ankara sokaklarında yürüyordu. Ankara’nın Küçükesat semti, onun hem yuvası hem de kaderinin yazıldığı son durak olacaktı.
II. GÖREV VE ADANMIŞLIĞIN ÇİFT KANADI
Necip Altınok’un hayatı, yalnızca iki evladına rızık götürmekle sınırlı değildi. O, hem aklını hem de yüreğini adayan bir neferdi. Bir yanda, ülkenin sanayi gücünü temsil eden MKE (Makine Kimya Endüstri Kurumu) çatısı altında makine mühendisi olarak çalışıyor; demire ve bilime yön veriyordu. Diğer yanda ise, milletine olan borcunu ödemek için siyasi ve fikri mücadelenin en ön saflarında yer alıyordu.
1974 yılında, o dönemin zorlu şartları altında, MHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcılığı gibi çetin bir görevi üstlenmişti. O, sadece makine dilini değil, Ülkü Ocaklarının kürsülerinde gençliğe hitap eden, onlara milli şuurun neferliğini öğreten bir seminerciydi. Necip Altınok, masasından kalkıp kürsüye çıkan, alın teriyle kazandığını davasının yoluna harcayan, çift başlı bir kahramanlık simgesiydi. Onun mesaisi hiç bitmezdi; karanlık çökse bile yüreğindeki idealin ışığı hiç sönmezdi.
III. O KARANLIK AKŞAM VE KALLEŞ PUSU
Takvimler 21 Kasım 1978 Salı gününü gösteriyordu. Ankara, her zamanki gibi telaşlı ve gergindi. Mesainin bitiminde, saat 17:45 sıralarında, yorgun bedenini dinlenmeye ve evlatlarının sıcaklığına kavuşmaya hazırlayan ülküdaşımız Necip Altınok, Küçükesat’taki evine doğru son adımlarını atıyordu. O anlar, günün bütün çilesinin sona erdiği, yuvaya dönüşün huzurunu taşıyan anlardı.
Ancak, pusuda bekleyen alçaklık, bu huzuru çalmak için sinsi bir plan kurmuştu. İdeolojik nefreti körükleyen, vatanına ve milletine adanmış bir mühendisi hedef alan devrimci solcu-komünist militanlar, evinin eşiğinde, yani en savunmasız olduğu yerde bekliyordu. Necip Altınok görünür görünmez, o karanlık güçler, namlularından nefreti ve ihaneti fışkırtan kurşun yağmurunu başlattılar.
IV. SON HAMLE VE EBEDİ YÜKSELİŞ
Vücudunun çeşitli yerlerinden ve ne yazık ki, onurlu alnından yara almıştı. Ama o, bir an bile duraksamadı, geri adım atmadı. Kahramanlık, düşerken bile ileriye doğru hamle yapmaktır. Necip Altınok’un aklında ne intikam ne de kaçış vardı; sadece evine, çocuklarının yanına varmak, hayatının son anlarında bile ailesine ulaşmak vardı.
Kan revan içinde, bütün gücünü toplayarak, yuvaya doğru sürünerek çaba harcadı. Bu, sadece fiziki bir çaba değil, bir babanın ve bir idealistin hayata tutunma, teslim olmama mücadelesiydi. O son metreler, imanının ve cesaretinin destanlaştığı bir yolculuktu. Aşırı kan kaybı, ne yazık ki, Necip Altınok’un bu son, kutsal çabasını durdurdu. Yuvasının eşiğine varmadan, vatan ve ideal uğruna verdiği mücadelenin son nefesiyle orada, Ankara’da, 21 Kasım 1978 günü şehadet makamına yükseldi.
"O, yurduna doğru attığı son adımıyla sadece bir can vermedi; imanıyla örülmüş bir destan bıraktı. Yirmi dokuz yıllık ömrüne sığan o büyük fedakârlık, artık ebediyete yazılmıştır."