"Bazı ruhlar 25 yıla, yüzyıllık bir duruş sığdırır. Onların şehadeti, zamana vurulan en keskin mühürdür."
MİLLETİN MERSİN SANCAGI
Mersin topraklarının, Tarsus’un yiğit Sandal Köyü, bir destanın doğuşuna şahitlik etmişti. Adı İlhami’ydi. Henüz gençliğinin baharında, ömrünün ilk çeyreğinde, 1979 yılının karanlık kışına doğru yürüyecek olan bu kahraman, ülkesinin davasını omuzlamaya Tarsus’tan yemin etmişti. O, sadece bir köylü çocuğu değil, alnındaki ak alın terini milli bir ideale adamış bir neferdi.
ALIN TERİNDE BÜYÜYEN DAVA
İlhami Gökkoca 25 yaşındaydı. Bir işçiydi. Pektaş 2 Fabrikası’nın çetin şartları altında çalışıyor, emeğiyle ekmeğini kazanıyordu. Fakat o, fabrikasını sadece bir geçim kapısı değil, aynı zamanda milli duruşun bir kalesi olarak görüyordu. O dönemde, işçi sınıfı üzerindeki yıkıcı etkileriyle bilinen DİSK’in hâkimiyetine karşı bir set çekmek gerekiyordu. İlhami, Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) faaliyetlerine büyük bir imanla katıldı. O ve ülküdaşları, emek mücadelesini milli hassasiyetlerle birleştirerek, fabrikanın o karanlık hakimiyetine son verdiler. Bu, sadece bir sendika zaferi değil, Türk işçisinin özgür vicdanının ilanıydı.
FEDAKARLIĞIN SON GÖRÜŞMESİ
21 Kasım 1979’a giden o çetin günlerde, Tarsus Fevzi Paşa mahallesinde bulunan ve ülkücülerin sığınağı olan bir kahvehane, memleket meselelerinin konuşulduğu bir ocaktı. O gün, İlhami Gökoca ve aynı fabrikada çalışan ülküdaşı Ali Rıza Sarı, sendikal mücadelenin geleceğini konuşuyorlardı. Onların masası, sadece sohbet değil, yarınlara dair umut ve adanmışlık taşıyordu.
KAHPE PUSU VE AÇILAN ATEŞ
Ancak milletin istiklaline kast edenler, yiğitliğin açıkça ortaya konduğu meydanlardan değil, karanlık gölgelerden saldırmayı seçtiler. Sendika ve vatan sevgisi konuşulurken, devrimci solcu-komünist militanlar, o ocağı vahşice hedef aldılar. Kahvehane, hain bir pusuyla silahlarla tarandı. O an, bir ülkücünün alnındaki ter, kana karıştı. Açılan bu kahpe ateş sonucu, emekçi kahramanımız İlhami Gökoca ve Ali Rıza Sarı ağır yaralandılar.
21 KASIM 1979: ŞEHADETİN YÜKSELİŞİ
İki yaralı ülküdaşımız hemen Adana’ya hastaneye kaldırıldı. Hekimlerin ve dava arkadaşlarının tüm çabalarına rağmen, İlhami Gökkoca’nın bedeni bu ağır saldırıya daha fazla dayanamadı. 21 Kasım 1979’da, 25 yıllık tertemiz ömrünü davasına adayan o genç işçi, şehadet şerbetini içerek aramızdan ayrıldı. Fabrikada yaktığı mücadele ateşi, ebedi bir meşaleye dönüştü.
Arkadaşı Ali Rıza Sarı ise o gün hayatta kalmış, ancak vücudunda o ihanetin izlerini taşıyarak felçli kalmıştı. Bu alçak düşman, davasından vazgeçmeyen bu yaralı yiğidi bile rahat bırakmayacak, bir süre sonra Ali Rıza Sarı’yı da şehit ederek o dönemin karanlık yüzünü bir kez daha gösterecekti.
İlhami Gökkoca, sadece bir işçi olarak değil; hakkın, emeğin ve davanın namusunu koruyan 25 yaşında bir destan olarak tarihe kazındı.
"İlhami Gökkoca; 25 yıllık ömrüyle, bir bayrağın işçi sınıfının vicdanında nasıl dalgalanacağını gösterdi. O bayrak yere düşmedi, 21 Kasım 1979'da göğe yükseldi."