"Bazı insanlar sadece bir ömür yaşamaz; onlar, bir davanın bedeli olarak canlarını vererek tarihin sarsılmaz sütunları arasına girerler."
KİMLİĞİ VE İMANLA ÖRÜLEN HAYAT
O, sadece bir esnaf, bir saatçi değildi; o, 36 yıllık kısa fakat adanmış hayatını memleket ve millet sevdasına vakfetmiş, inancın ve cesaretin destanını yazan bir kahramandı. Adı, Mehmet Başak. Kökeninde Karadeniz’in hırçınlığı, ruhunda ise imanın derinliği vardı. Trabzon’un Of ilçesinde doğan bu yiğit, aynı zamanda bir ilahiyatçıydı; yani hem dünyayı hem de ahireti ilmek ilmek dokuyan bir ruha sahipti. Evliydi ve geride dördü de babasının mirasını yüreğinde taşıyacak dört masum evlat bırakmıştı.
TRABZON’DAN İSTANBUL’A UZANAN ADANMIŞLIK
Uzun yıllar boyunca Trabzon Kuyumcular Çarşısı’nda saatçilik yaparak ekmeğini kazanan Mehmet Başak, elleriyle sadece zamanı değil, aynı zamanda memleketinin geleceğini de kurmaya çalışıyordu. Trabzon Ülkücü hareketinin temel taşlarından biri olarak MHP İl teşkilatında yöneticilik görevini gururla üstlendi. Ancak 1976 yılında, kader onu daha büyük bir görevin çağrısına sürükledi. İstanbul’a göç etti ve Bakırköy’e yerleşerek mesleğine burada devam etti. Fakat o, artık yalnızca bir esnaf değildi; omuzlarına yüklenen davayı, memleketin en kritik eşiğinde taşımaya devam ediyordu.
LİDERLİĞİN YÜKÜ VE ATEŞTEN GÖMLEK
Bakırköy’de çalkantılı günler yaşanıyordu. İlçe Başkanı Faruk Kartal’ın şehit edilmesiyle oluşan boşluk, bir liderin ayağa kalkmasını gerektiriyordu. Mehmet Başak, bu tehlikeli bayrağı devralmaktan bir an bile çekinmedi. Bilincindeydi ki, öncülük ettiği bu dava, artık her an silahların gölgesinde yürümek demekti. O, MHP Bakırköy İlçe Başkanlığı görevini üstlenerek, adeta bir "ateşten gömlek" giydi. Korku nedir bilmeden, tehditlere aldırmadan, milleti için çıktığı bu yolda son nefesine kadar mücadele etmeye yeminliydi.
O KARANLIK GÜN: 20 KASIM 1979
Takvimler 20 Kasım 1979’u gösteriyordu. Günün kararmaya başladığı, saatlerin 19.00’ı vurduğu o akşam, kahramanlık destanının en trajik sayfası yazıldı. Mehmet Başak, hayat arkadaşı, yoldaşı ve eşiyle birlikte Bakırköy Tren İstasyonu üzerindeki köprüden geçiyordu. Bu köprü, bir anda ihanetin ve kalleşliğin hedefi haline geldi.
Hiçbir vicdana sığmayan bir vahşetle, iki THKP-C/MLSPB devrimci-komünist militanı pusu kurmuştu. Eşinin hemen yanı başında, gözü dönmüş kurşunların yağmuruna tutuldu. Omuzlarında taşıdığı davayı canı pahasına koruyan bu koca yürekli ağabeyimiz, kurşunların hedefinde anında yere yığıldı ve orada, eşinin gözleri önünde şehadet mertebesine erişti. Fedakârlığının bedeli, canından çok sevdiği ailesinin önünde ödendi.
Bu karanlık saldırı sadece onu hedef almamıştı; aynı zamanda görev başında olan sivil polis Şükrü Cengiz de komünist militanlar tarafından şehit edildi. Korumakla görevli polis memuru Selim Kılıç ise ağır yaralanarak o karanlık anların şahidi oldu. Mehmet Başak’ın düşüşü, onun ne denli kritik bir noktada durduğunun ve etrafındaki herkesi nasıl bir tehlike çemberinin içine aldığının acı bir kanıtıydı.
SONSUZLUĞA UĞURLANIŞ VE MİRASI
Mehmet Başak, kanı ve imanıyla yazdığı bu destanın ardından, doğduğu topraklara geri döndü. Kahramanın naaşı, vefa borcunu ödemek üzere memleketi Trabzon’un Of ilçesine, Tavşanlı Mahallesinde toprağa verildi. O, sadece 36 yıllık bir ömür sürmedi; 20 Kasım 1979’da bir köprü üzerinde canını feda ederek, nesiller boyu sürecek bir onur ve adanmışlık mirası bıraktı.
"Şehitler, en değerli varlıklarını vatan uğruna köprü başında bırakmış olanlardır; onların vedası bir yok oluş değil, ebedi bir varoluşun başlangıcıdır."