"Bazı ruhlar, en karanlık çağlarda bile adaletin sönmeyen meşalesi olmaya yemin eder."
YİRMİ DÖRTLÜK BİR YEMİN
O, henüz ömrünün baharındaydı, yirmi dört yaşında. Hayatının en verimli çağında, kendini demirden bir yemine adamış, rüzgârların savurduğu bir ülkenin teminatı olmuştu. Doğduğu yerin bilinmezliği dahi, onun vatanın her köşesinden gelen, görevi kutsal bilen adsız kahramanlardan biri olduğunu fısıldıyordu. İstanbul’un karmaşık ve tehlikeli sokaklarında, Emniyetin göğsünde atan bir yürek olarak görev yapıyordu. Eminönü’nün tarihi duvarları arasında, kaosun ortasında adaletin gür sesiydi, bir Polis Memuru: Mehmet Şükrü Cengiz.
ADANMIŞLIĞIN NEFERİ
1979’un kasvetli günleri, İstanbul semalarında gölge gibi dolaşan zulmün doruk noktasıydı. Ülkücü hareketin yiğit önderlerinden Mehmet Başak’ın haince katledilmesi, yalnızca bir cinayet değil, ülkenin kalbine saplanmış bir hançerdi. Bu haksızlık, Mehmet Şükrü Cengiz’in yüreğinde bir intikam ateşi yaktı; ancak bu ateş kinin değil, adaletin tecellisinin ateşiydi.
İşte tam bu anda, birçoklarının geri çekilmeyi seçtiği o tehlikeli dönemde, Polis Şükrü Cengiz öne çıktı. Onun görevi sadece devlete karşı değil, düşen ülküdaşının hatırasına karşı da verilen bir yemindi: Canilere hayat hakkı tanınmayacak, katiller adalete teslim edilecekti. O, bu kutsal takibin, hayatına mal olabileceğini bilerek, adanmışlığın en yüksek rütbesine talip oldu.
SON TAKİP, BİLİNMEYEN AN
Takip başlamıştı. Karanlık sokaklar, hainlerin gölgeleri ve Mehmet Şükrü Cengiz’in yıkılmaz kararlılığı...
Olay Günü’nün detayları, o son anın ne zaman ve nasıl geliştiği belki de tarih kitaplarına yazılmamış olabilir; belki de o kahramanlığın büyüklüğü, tam da bu bilinmezlikte saklıdır. O, hangi tehlikenin beklediğini bilmeden, MHP Bakırköy İlçe Başkanını şehit eden aynı canilerin peşinden, adaletin namusunu kurtarmak için yürüdü. O, her an ölümcül bir tuzağa düşebileceği o ateş çemberine, mesleğinin ve ülküdaşlığının gereği olarak adım attı.
İşte o anda, bir polis, bir ülküdaş, bir yiğit, geri dönmeyi reddederek ölümsüzlüğe attığı son adımı attı. Mehmet Şükrü Cengiz, peşinde olduğu Mehmet Başak’ı şehit eden katillerce kurşunlandı.
ETERNAL YOLCULUK
20 Kasım 1979 günü, İstanbul, gökyüzüne yükselen taze bir şehadet sesiyle irkildi. Henüz 24 yaşındayken, canilerin kurduğu kalleş pusu, bir yıldızın kaymasına neden oldu. Mehmet Şükrü Cengiz, görevini canıyla mühürledi; intikam değil, adaletin peşinde koşarken, fedakârlığın en yüce mertebesine erişti. Yirmi dört yıllık kısa ömrüne sığdırdığı bu destan, yalnızca bir polis kaydı değil, vatanın bekası uğruna verilen sarsılmaz bir yemin, cesaretin taşa kazınmış imzasıdır.
"O, yalnızca bir görevi tamamlamadı; o, uğruna yürüdüğü yolun kendisi oldu ve ölümsüzlüğü seçti."