"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları yıllarla değil, uğruna verdikleri son nefesle, omuzladıkları destansı yükle ölçülür."
KİMLİĞİ VE ELÂZIĞ'IN SİNESİNDEN BİR YÜREK
O, sadece bir memur değildi; o, 33 yıllık kısa ömrüne büyük bir duruşu sığdıran bir adanmışlık abidesiydi. Adı Sadık Yılmaz’dı. Doğduğu yer, ruhunu ve davasını şekillendiren kadim şehir Elâzığ’dı.
Bir eş, bir baba, bir evlat sahibiydi. Geride bıraktığı o tek çocuk, onun sıcak ve koruyucu gölgesine sığınan bir gelecek umudu demekti. Sadık Yılmaz, hayatın ortasında, kurulu bir düzenin, sarsılmaz bir inancın ve aile ocağının sağlam direği olarak duruyordu. Bilirdi ki, kurulan her aile yuvası, savunulan her vatan parçasıydı.
GÖREV BİLİNCİ VE ADANMIŞLIK YILLARI
Sadık Yılmaz’ın mücadele meydanı, Elâzığ Fırat Üniversitesi Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nin koridorlarıydı. O, kayıt memuru olarak görev yapıyordu. Kalemi ve evrakları, onun millete hizmet etme yemininin sessiz tanıklarıydı.
1970’li yılların karanlık ve zorlu ikliminde, görevini titizlikle yerine getirirken dahi, ruhunda taşıdığı Ülkücü meşale, onun her adımına rehberlik ediyordu. O, masa başında çalışan bir neferdi; sivil hayatın zorlu cephesinde, ideallerinden asla taviz vermeden, ilmi ve bilinci koruma mücadelesi veren bir kahramandı. Onun için makam, bir mefkûrenin kalesiydi.
19 KASIM 1979: KARANLIĞA YÜRÜYÜŞ
Tarih 19 Kasım 1979’u gösterdiğinde, hava soğuk, zemin ise hainlikle kaplıydı. Akşam saat 18:30 sularıydı; iş bitmiş, yorgun bir günün ardından Sadık Yılmaz, Fevzi Çakmak Mahallesindeki yuvasına, eşine ve çocuğuna kavuşmanın huzuruyla yürüyordu.
Ancak idealleri, onu hedefin ta kendisi yapmıştı. Hayatın en masum anı, eve dönüş saatleri, gözü dönmüş bir pusuya sahne oldu.
Silahlı ve eli kanlı Komünist militanlar, bu duruşun sarsılmazlığını hazmedemeyerek, bir kayıt memurunun üzerine çullandılar. Bu, bir çatışma değil, bir inancın baskınla susturulma girişimiydi. Ancak bu saldırı, Sadık Yılmaz’ın ruhunu değil, bedenini durdurabildi.
O, geri çekilmeyi seçmedi. O, ideallerinin bedelini ödemek üzere, o karanlık kurşunların üzerine bir kahraman gibi yürüdü. Evinin yakınında, tam da yuvasına varmak üzereyken, ülkücü bir duruşun son mühürlendiği anı yaşadı.
ŞEHADETİN IŞIĞI
Sadık Yılmaz, 33 yaşında, vatanın zorlu günlerinde fedakârlığın en ağır yükünü omuzlayarak şehit oldu. Kanı, Elâzığ sokaklarına aktı; ancak o kan, toprağı yıkayıp temizleyen, inancın ve adanmışlığın sembolü oldu.
O, memleketinin öz toprağına, omuzlarında taşıdığı şerefin ağırlığıyla, şehitlerin ebedi yurduna defnedildi. Bir kayıt memuruydu ama adı, milletinin hafızasına destanların en şanlı yerine yazıldı. O, bir dönemin zorlu ve acı dolu mücadelesinde, sessizce görevini yapanların en yürekli örneği olarak kaldı.
"O, sadece 33 yıllık hayatıyla değil, 19 Kasım 1979 gecesi düşmana karşı tuttuğu son nefesiyle, milletinin tarihine ebedi bir sadakat mührü vurdu."