"Bazı ömürler sayı ile değil, uğruna verilen davanın ağırlığı ile ölçülür. O, kırk yıllık hayatını millete mühürledi."
ÇAMLIKÖY’DEN YÜKSELEN YÜREK
Necati Çakmak, Artvin’in Hopa ilçesinde, Çamlıköy’ün toprağında kök salmış bir yiğitti. Hayatının kırkıncı baharını yaşarken, elleri nasırlı bir esnaftı; bir yorgancı dükkânının sade ve sıcak dünyasında eşini ve iki evladını geçindiriyordu. O, sıradanlığın perdesine gizlenmiş bir davanın adamıydı. Basit bir dükkân sahibi gibi görünse de, Artvin’in zorlu coğrafyasında, milletinin geleceği için ateşten bir gömlek giymişti.
İDEALLERİN KUTSAL GÖREVİ
O, sadece bir aile reisi değildi; ülkücü ruhun ve köy hareketinin yılmaz öncülerindendi. Kendi topraklarının değerlerini korumak amacıyla kurulan ÜLKÜ-KÖY Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Bu adanmışlık, onu mücadelenin en ön safına taşıdı. MHP Hopa İlçe Teşkilatı’nda üstlendiği Başkan Yardımcılığı görevi, o çalkantılı yıllarda bir makamdan öte, davası için ödenmeyi bekleyen bir bedeldi. O, tehlikenin kol gezdiği bir coğrafyada, inandığı değerler uğruna çekinmeden en öne çıkanlardandı.
HOPA'DAKİ SON YATSI
Takvimler, fedakârlığın en karanlık günü olan 19 Kasım 1979’u gösteriyordu. Artvin-Hopa sokaklarında nefret ve ayrılık rüzgârları eserken, Necati Çakmak ruhunu arındırmak için camiye yöneldi. Yatsı namazını eda edip, Rabbiyle olan ahdini tamamladıktan sonra camiinin kapısından dışarı çıktı. Bu, bir ibadetin sonu değil, vatanı uğruna atılacak son adımların başlangıcıydı. Karanlık, pususunu kurmuştu.
17 KURŞUNLUK VEDA VE ÇİFTE YIKIM
Hainlerin planı, alçakça ve gaddarcaydı. Tam aracının yanına geldiği o anda, komünist militanlar, inanç ve cesaretle yoğrulmuş bu adama karşı yaylım ateşi açtı. Kahramanın bedeni, inancına olan bağlılığının nişanesi olarak mermilere hedef oldu. Olay yerinde yapılan tespit, dehşetin boyutunu ortaya koydu: Necati Çakmak’ın ülkücü bedeni, tam 17 kurşun yemişti. Aracının yanında, davasının büyüklüğünü kanıtlayan sessiz tanıklar gibi, tam 28 adet kurşun kovanı bulundu.
Necati Çakmak, kırk yaşında, iki çocuğunu, yorgancı dükkânını ve Hopa’daki davasını geride bırakarak Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Ancak bu fedakârlığın yükü, sadece ailesinin omzuna binmedi. Ülküdaşımızın şehit edildiği haberini alan ağabeyi, bu tarifsiz acıya yüreği dayanamadı. Kardeşinin şehadetine duyduğu keder, kalbine indi. O da, aynı gün, kalp krizi geçirerek Hakk'ın rahmetine kavuştu. Necati Çakmak, bir dava için can verirken, fedakârlığıyla Artvin toprağına çifte bir hüzün ve tarifsiz bir kahramanlık destanı mühürledi.
"19 Kasım 1979, Hopa’da iki canın sustuğu; ancak Necati Çakmak’ın adının, ülkenin hafızasında ebediyete yükseldiği gündür."