"Mürekkebiyle savaşanlar, en son kanlarıyla mühürlerler davalarını. 19 Kasım 1979, sadece bir tarih değil, bir imzanın göğe yükselişidir."
ÇELİKLEŞMİŞ BİR YÜREK: İLHAN EGEMEN
O, sadece bir isim değildi; milletin vicdanında bir direniş kalesiydi. 58 yıllık ömrünün her zerresi, kutlu bir davaya adanmıştı. Mersin’in Tarsus ilçesinde, vatan toprağında filizlenen bu cesur ruh, İstanbul Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümünden aldığı irfan ile donanmış, sözüyle eylemi birleştirmişti. Onun mesleği sadece gazetecilik ve yazarlık değil, bizzat hakikatin bekçiliğiydi.
BİR ÖMÜR, BİR ADANMIŞLIK MÜCADELESİ
İlhan Egemen Darendelioğlu’nun hayatı, milleti bölmeye çalışan yıkıcı bir ideolojiye karşı set çekmekle geçti. O, komünizmle mücadele sahasında, kalemi kılıcı gibi kullanan bir komutandı. Fikri cephenin en önünde durarak, Milliyetçi-Ülkücü hareketin en etkili ve saygın gazetecilerinden ve yazarlarından oldu.
O, sadece yazmıyordu; dev bir fikri ayakta tutuyordu. Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği’nin genel başkanlığını uzun yıllar boyunca onurla yürüterek, ideolojik savaşın liderliğini üstlendi. Her satırı bir manifestoydu. Ortadoğu gazetesinin başyazarlığını üstlenirken, Toprak dergisinin sahipliğini yapıyor, o zorlu yayın hayatını sabırla ve inançla sürdürüyordu.
MHP İstanbul İl Teşkilatı yönetim kurulu üyeliği görevinde dahi, masadaki siyasetin ötesinde, gençlerin yolunu aydınlatan bir meşale oldu. Ne acıdır ki, onun bu sarsılmaz milliyetçi duruşu, en insancıl olduklarını iddia eden liberal çevreler ve sağdan sola bir cümle "aydın yazar bozuntusu" tarafından bilinçli bir körlükle, tam bir görmemezlikten gelindi. O, yalnızlığına aldırmadan, davasına sırtını dönmedi.
SON MESAİ: MÜREKKEPTEN KANA
19 Kasım 1979 Pazartesi akşamı, İstanbul’un karanlık sokakları, bir yiğidin son nefesini bekliyordu. İlhan Egemen Darendelioğlu, gün boyu emek verdiği, adını yaşattığı Toprak Dergisi’nin matbaasındaki çalışmalarını tamamlamıştı. Mürekkebin kokusu hala ellerindeyken, yeni bir göreve, Ortadoğu Gazetesi’ne doğru yola çıkmak üzere dışarı adım attı.
Gazetenin bulunduğu Mete Caddesi, Alibaba Türbesi Sokağı’na doğru yürüdü. Arabasına binmek üzereydi. İşte o an, karanlığın içinden kin kusarak fırladılar.
HAİNLİĞİN PUSUYA DÖNÜŞTÜĞÜ AN
O, fikirlerinin gücüne sığınarak yürürken, arkasına gizlenmeyi seçen, insanlıktan nasibini almamış THKO-C komünist militanları, alçakça bir pusu kurmuşlardı. Daha arabasına yetişemeden, gözü dönmüş canilerin kurşun yağmuruna tutuldu.
Bu bir çatışma değil, hakikati susturmaya yönelik organize bir katliamdı. İlk kurşun, davaya atan sol göğsüne isabet etti. Ancak bu dahi, canileri tatmin etmedi. Ardından ensesine sıkılan o alçak kurşun... ve sonrasında kinle, vahşetle baldırlarına, kollarına yağan mermiler...
Hayvandan aşağı mahlûklar, kan ve kin kustular. O gün, sadece bir gazeteci şehit edilmedi; Türkiye’nin ve Türk milletinin münevver bir aydını, bir fikir kalesi, en vahşi yöntemle susturuldu. İlhan Egemen Darendelioğlu, son nefesine kadar ülkücü mücadelesinin sarsılmaz onurunu taşıdı ve milletinin vicdanında ebedi bir meşaleye dönüştü.
"Bazıları, kalemi yere düşmesin diye, canlarını feda ederler. İlhan Egemen Darendelioğlu’nun düşen bedeni, davanın sonsuzluğa uzanan gölgesidir."