"Bazıları mesleğini icra eder, bazıları hayatını; fakat kahramanlar, sadece inançlarını yaşar ve o inanç uğruna son adımı atmaktan çekinmez."
ANADOLU’NUN ADANMIŞ RUHU VE MÜCADELE ATEŞİ
O, sadece Erzurum’un Oltu ilçesinden kopup gelmiş bir esnaf değildi; o, İstanbul’un kalabalık caddelerinde büyük bir davanın bayrağını taşıyan bir neferdi. Adı Hikmet Ay. Tarih 1977’yi gösterdiğinde, 35 yıllık ömrünün her anını, hem ailesine hem de milletine adayan bir hayat sürüyordu.
Bir yanda İstanbul-Haznedar-Güngören’de işlettiği saatçilik ve gözlükçülük dükkânında hassasiyet ve güven inşa ederken, diğer yanda vatanın geleceği için en ön safta mücadele ediyordu. Evliydi ve dört çocuğunun umudu omuzlarındaydı. Ancak bu ağır yük, onu kamusal görevlerinden alıkoymadı. O, fikri mücadelesini somutlaştıran bir liderdi; Milliyetçi Hareket Partisi Bakırköy İlçe Teşkilatı Başkan Yardımcılığı ve Ülkücü Esnaflar Derneği (ÜLKÜ-ES) Başkan Yardımcılığı görevlerini büyük bir onurla taşıyordu.
SESSİZ TAKİP VE BÜYÜK SORUMLULUK
Hikmet Ay’ın duruşu o kadar güçlüydü ki, karanlık güçler onu açık bir düşman olarak görüyordu. Devrimci solcu-komünist militanlar, bu ideal adamının hareketlerini günlerdir gözetliyor, en savunmasız anını kolluyorlardı. Bu takip, onun mücadelesinin haklılığının ve yarattığı etkinin en acı kanıtıydı. O, dükkânını her kapattığında, sadece ticari bir günü değil, aynı zamanda ülkücü hareketin ağır sorumluluğunu da evine taşıyordu.
KURBAN BAYRAMI ARİFESİNDE ŞEHADET
Takvimler 19 Kasım 1977’yi, milletin en büyük fedakârlık ve teslimiyet günlerinden biri olan Kurban Bayramı arifesini gösteriyordu. Hikmet Ay için bu kutsal gün, beklemediği bir anda geldi. Akşam 19.00 sıralarıydı. Günün yorgunluğunu geride bırakarak, ailesine ve yuvasına ulaşma arzusuyla dükkânının kapısını mühürledi. Arabasına doğru attığı o son adımlar, fani hayatının en kritik anları olacaktı.
VURULAN YÜREK: 29 KURŞUN
Hazırlanan pusu, karanlık bir gölge gibi üzerine çöktü. Fırsatını kollayan militanlar, bir yiğidi alçakça ve arkadan vurmayı tercih ettiler. Hikmet Ay, arabasına binmek üzereyken, namluların ateşiyle karşılaştı.
Bu bir çatışma değildi; bu, bir inancın ve liderin ortadan kaldırılması girişimiydi. Vatanseverliğinden korkanlar, alçakça ateş açarak, tüm öfkelerini ve korkularını bu adanmış bedene yönelttiler. Ülküdaşımıza tam 29 kurşun isabet etti. Her bir kurşun, onun ne denli büyük bir tehlike olarak görüldüğünün, ne denli yıkılmaz bir duruş sergilediğinin acı ve destansı bir kanıtıydı.
İSTANBUL’DA EĞİLEN BAŞLAR
Hikmet Ay, İstanbul’un sokaklarını bir anda kahramanlık meydanına çevirerek, olay yerinde şehadet mertebesine erişti. O, sadece bir esnaf ya da bir teşkilat başkanı değildi; o, evinin yolunda, inancının bedelini canıyla ödeyen, dört çocuğuna miras olarak onurlu bir soyadı bırakan, ülkücü hareketin sarsılmaz bir sütunu olarak tarihe yazıldı.
O günden sonra İstanbul sokakları, artık onun dökülen kanıyla mühürlenmişti. Hikmet Ay’ın adı, mücadelenin ve adanmışlığın en yüksek zirvesi olan Şehitlik makamında, ebediyen yaşamaya başladı.
"Bazı ölümler sadece bir son değildir; onlar, karanlığın ortasında, milletine yol göstermesi için yakılmış, sönmeyen birer meşaledir."