"Bazı hayatlar, daha on üçünde başlar kanlı bir mücadeleye; çünkü omuzlarında taşıdıkları vatan aşkı, kurşunların gölgesinden daha ağırdır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YUVASI
O, adını yiğitliğin ve adanmışlığın destanına kazıyan bir isimdi: Ülkücü Şehit Metin Aldemir. Ağrı'nın soğuk coğrafyasında doğmuş, fakat ruhu vatan sevgisinin ateşiyle dağlanmıştı. Hayatı boyunca, inandığı değerler uğruna bedel ödemekten çekinmedi. Ancak kader, bu kahramanın adını kanla ve ebedi bir tarihle mühürledi: 18 Kasım 1978. Metin Aldemir, doğduğu topraklarda, Ağrı’da, bir hilal gibi parlayıp göğe yükseldi.
ERKEN YAŞTA YAZILAN KADER (YARALI DİRENİŞ)
Mücadele onun için yetişkinliğin seçimi değil, çocukluğun çilesiydi. Henüz on üç yaşındayken, davasının düşmanları tarafından hedef alınmıştı. Düşman, bir çocuğun bile cesaretinden korkuyordu.
Ağrı Merkez Abide mahallesinde bulunan İlkokulun önünde, masumiyetin gölgesinde bir pusu kuruldu ve Metin Aldemir kurşunlandı. Bu saldırı, Metin’i yolundan döndüremedi, aksine çeliğe dönüştürdü. Vücuduna saplanan mermilerin bedeli ağırdı: Dört ay boyunca hastane odalarında yattı; bir koca sene eve mahkûm oldu. Ayağı alçıya alındı ve tam bir buçuk yıl boyunca, bacağındaki platinle, davasına olan sadakatini kanıtlayan metal bir nişan taşıyarak yaşadı. Bu, onun sadece fiziksel bir engeli değil, düşmana karşı asla pes etmeyeceğinin somutlaşmış yeminiydi.
SON NEFESTEN BİR KUCAK UMUT
Tüm bu zorluklara rağmen, Metin Aldemir yaşamın kutsal döngüsünden vazgeçmedi. Evlendi. Belki de bu, ölümün gölgesindeki hayata tutunma arzusuydu. Ancak fedakârlığın zirvesinde, yüreğinde tarifsiz bir sızı bıraktı. Şehadet şerbetini içtiğinde, geride dünyaya iki aylık bir miras, taze bir nefes bıraktı: erkek çocuğunu. O kısacık ömründe, ailesini değil, davasını da miras bıraktı evladına.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Düşman, Metin’in mücadelesi boyunca peşini bırakmadı. Bir kere kurşunlanması, onun caydırıcı gücünü ortadan kaldırmamıştı. Bölücü komünistler, onun varlığının dürüst ve onurlu duruşunun temsilcisi olduğunu biliyorlardı.
Metin Aldemir, hayatının her anında takip edildiğini, ölümün ensesinde nefes aldığını biliyordu. Lakin o, daha on üçünde yaralandığı yolda yürümeye devam etti. Bu bir teslimiyet değil, kararlı bir kahramanlık eylemiydi. Metin Aldemir, kendisine kurulan tuzaklardan çekinmedi; yürüdü, ta ki o karanlık güne kadar.
Tarih 18 Kasım 1978’i gösterdiğinde, alçaklar, onun direncini bir kez daha kırmak, sesini sonsuza dek kesmek için harekete geçti. Metin Aldemir’i tekrar kurşunlayarak şehit ettiler. Detaylar ve an, belki zamanın sisleri ardında gizlidir; ancak bilinen tek bir gerçek vardır: Metin Aldemir, ölüme bile meydan okuyan duruşuyla, son nefesine kadar ülkülerinin kalesi olarak kaldı ve davasından asla dönmedi. Kurşunlar onu sustursa da, bıraktığı iki aylık miras, onun destanını Ağrı semalarında ebediyete taşıdı.
"Metin Aldemir, sadece kurşunlarla değil, ardında bıraktığı o iki aylık nefesle, Ağrı’nın semalarında ebedi bir destan yazmıştır; çünkü bazı zaferler, hayatta kalmaktan daha önemlidir."